BAŞAK DOĞA TEMÜR

Programı Dinlemek İçin |

Yavuz: Merhaba. Güncel sanat aktörlerini konuk ettiğimiz ve onları tanımak üstüne kurguladığımız Güncelleme programındayız. Bugün yanımızda ARTER sergi koordinatörü Başak Doğa Temür var. Hoşgeldin Başak.
Başak: Merhaba, hoşbulduk.
Yavuz: Teşekkürler katıldığın için. Dinleyicimiz de olarak da diyeyim o zaman, biraz seni tanımakla başlayalım. Nasıl başladın, ne okudun, Arter’e kadarki süreçte neler yaptın biraz özetlersen.
Başak: Tabii ki memnuniyetle. Ben Sinema-Televizyon okudum. 1995 yılında bitirdim lisans eğitimimi. Sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Görsel İletişim Tasarımı master’ı yaptım. O sırada da 4 yıl boyunca asistanlık yaptım orada. Sonra yüksek lisans yaparken aslında bu güncel sanat meselesine ayıldım diyeyim. Üniversitede çok az bir şeyim vardı, erişimim bu tür bir şeye Eskişehir’de. Daha çok sinemayla ilgileniyordum. Sonra yüksek lisansta, bizimki birazcık interdisipliner bir programdı. Sanatçılar, küratörler de ders veriyordu ve o sayede biraz ilgi duydum. Aslında üniversitedeyken çok sevdiğim bir hocam vardı, o akademisyendi. Masasında bir tane şeker kavanozu dururdu, tam böyle ideal tip benim için. O yüzden o zaman akademisyen olmak istiyordum. Sonra master’da bir hocamız küratördü. Bu sefer onu kendime böyle bir rol model olarak aldım. Yani şey gibi değil, yani küçüklüğümden beri küratör olmak istiyordum ya da küçüklüğümden beri güncel sanatta olmak istiyordum gibi bir durum yok maalesef.
Yavuz: Bunu pek duymadım zaten ben.
Başak: Öyle bir hikayem yok yani. Ben duydum bir tane.
Merve: Ben de duydum, bizim programda oldu.
Başak: Evet, sizin programlarda. Ondan sonra biraz böyle aslında özenme yoluyla başladı. Öyle sergileri takip etmeye başladım. İstanbul Bienali’ne ilk defa gittim. İlk gittiğim bienal, 7. İstanbul Bienali Yuko Hasegawa’nın küratörlüğünü yaptığı. Çok şahaneymiş bu dünya dedim ve bir yerinden girmek istedim. Ondan sonra asistanlık kariyerimi bitirmek istedim çünkü özel üniversitede asistanlık yapmak birazcık daha şey bir iş, hani tam zamanlı, zor ve ağır bir iş. Birazcık yoruldum galiba, o yüzden bir ara alıp işten ayrıldım. İşte o sırada bu yüksek lisanstaki hocamız İstanbul Modern’de çalışmaya başlamıştı. Orada böyle yarı zamanlı bir pozisyon önerdi bana. Ben de oraya gittim çalışmaya başladım. 6 ay sonra açılacaktı İstanbul Modern. O dönem de Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığının başladığı, ben böyle aldım gidiyorum ama.
Yavuz: Evet, evet iyi gidiyorsun.
Başak: Tamam. 2004’ten bahsediyoruz. İşte Avrupa Birliği’ne aday gösterileceği sene. Dolayısıyla ortalığın toparlanması gerekiyor ülkede, hızla kültür sanat alanında da bazı şeyler yapılması gerekiyor. İşte ben işe ilk girdiğimde, 6 ay sonra açılacak bir müze için işe alındım. Sonra Başbakan geldi, 3 ay içinde açılması gerekiyor buranın dedi ve çok hızlı bir çalışma başladı. Çok zor bir süreçti aslında. 7 gün sabahtan gece yarısına kadar çalıştığım, burnumu sürte sürte bir sürü şey öğrendiğim ve çok farklı alanlarda bir sürü iş yaptığım bir dönem oldu.
Yavuz: Çünkü en başından beri.
Başak: Evet, evet. Bir de benim bir şeyim yoktu oraya gittiğimde, yani bir mesleğim olmadığı için. İşte ben İngiltere’de küratörlük okudum bunu yapabilirim değil, işte Görsel İletişim Tasarımı bölümünde asistandım, teknik işlerden de anlarım, şundan da anlarım, bundan da anlarım, bir sürü ortaya karışık önüme ne gelirse yaptım aslında. O benim için çok iyi bir eğitim oldu ve adaptasyonu oldu aslında. Ondan sonra bir senenin sonunda oradan ayrıldım çünkü yine üniversiteye dönmek istediğime karar verdim. Tabii böyle, çok dalgalı çünkü bir şekilde birleştiremiyorum aldığım eğitimi. Tek bir şeye ya da işte bankaya kart başvurusunda bulunduğumda, mesleğiniz sorusunu hala cevaplayamıyorum filan neyse akademisyen olarak cevaplayabiliyorum en iyisi oraya döneyim dedim. Tam ona niyet etmişken Santral İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin 2007’de açılan kültür ve sanat merkezi kurulmaya başlanmıştı 2006 yılında. Orada çalışmaya başladım. Bu sefer sergi ekibinin içinde yer aldım, sergi yapım ekibinin. Birazcık daha şeyi hissetmeye başladım, tamam şimdi bir alana yoğunlaşıyorum galiba. Orada 3 yıl çalıştım, en sonunda böyle Sergiler Koordinatörü noktasında. 2010 yılında Santral İstanbul artık sanat ve sergi faaliyetlerini durdurmaya, yavaşlatarak durdurmaya başladığı için de Arter’de çalışmaya başladım. Şimdi 4 yıldır Arter’deyim.
Merve: Başak, ilginç bir şekilde şu an 4 yıldır Arter’desin ama ilginç bir şekilde kariyerinde kurumların hep başlangıç döneminde yer aldın.
Başak: Evet.
Merve: Hem İstanbul Modern için, hem Santral için, Hem Arter için. Bunun sence, neticede Türkiye’de olmanın getirdiği bir belki lüks bu.
Yavuz: Avantaj belki.
Merve: Avantaj veya lüks. Neticede programı en baştan itibaren planlayabiliyorsun. Senin için bu deneyimin nasıl faydaları oldu? nasıl avantajlı tarafı var sence kurumların başında yer almanın? Ve daha sonra neden ayrıldın farklı kurumlardan? Kurum özelinde değil ama kendi kurgulayabildiğin bir kurumdan ayrılmak belki daha zordur, daha bir duygusal bağ.
Başak: Çok zordu. Mesela Santral İstanbul’dan ayrılmak benim için gerçekten çok zordu. İstanbul Modern’de bir sene çalıştım ya, mesela oradan şey yüzünden ayrıldım yönsüz kaldığım için aslında. O kadar farklı alanda birçok şey yaptım ki, orada yerimi bulamadım bir türlü gibi hissettim. Yetersiz buldum kendimi. Bir yandan da çok yorularak ayrıldım genelde öyle oldu. ilk üç işimden çok, çok yorularak böyle ‘burn out’ olarak ayrıldım. Ama Santral İstanbul’dan gerçekten böyle bir talihsizlik sonucu, oranın hakikaten mecburen kapanması nedeniyle, kapanacak olması nedeniyle ayrıldım ama çok büyük bir tecrübe aslında. Hiç böyle bir eğitimi ve tecrübesi olmayan birisi için bir kurumun kuruluşunda çalışmak aslında bir eğitim gibi, ciddi akademik bir eğitim gibi oluyor.
Merve: Tabii alaylı oluyorsun.
Başak: Alaylı oluyorsun, aslında bayağı ayan beyan alaylı diyebilirim kendime bu anlamda.
Yavuz: Peki bu tarz kurumlarda çalışmak, yani hem kar amacı gütmeyen hem de köklü diyebileceğimiz, farklı bir motivasyon gerektiriyor mu?
Başak: Tabii ki gerektiriyor, tabii ki gerektiriyor. Bir kere ne bileyim işte benim mezun olduğum okuldan mezun olanların birçoğu işte reklamcı oldu ya da televizyoncu oldu. Hep böyle daha ticari bir sektörde yer aldılar. Daha büyük paralar kazandılar, arabalar, evler aldılar. Belki o anlamda bir motivasyon öyle bir işte daha yararlı oluyor. Daha farklı, maddi olmayan bir motivasyonunuz olduğunda da bu tür alanlarda, kar amacı gütmeyen kurumlarda daha iyi oluyor galiba.
Merve: Sürekliliğin sence, çünkü şu anda Arter’de aslında diğerlerine göre daha uzun süredir Arter’desin. Başlangıcından itibaren oradaydın, Santral’de de Emre Baykal’la beraber ekiptiniz.
Başak: Evet, evet.
Merve: Şimdi Arter’de de ekipsiniz. Uzun süredir beraber çalışıyorsunuz. Sürekliliğin sence bu anlamda size kattığı, programa, kurumlara kattığı şeyler nelerdir? Çünkü Türkiye’de de birçok kurumda da insanlar çok yer değiştiriyor aslında.
Başak: Evet. O süreklilik hem iyi bir şey, hem kötü bir şey, çünkü bir noktada eğer. Neden kötü şu yüzden kötü, memur olma, memura dönüşme ihtimaliniz çok yüksek. Ben zaten bunu yapıyorum, takdir ediliyorum, burada bir pozisyonum var, ‘title’m var, orada artık çok fazla şey kalmıyor mücadele edecek, kendini zorlayacak bir şey kalmıyor. Bu bence kötü yanı, yani o rahatlığa kavuşmak ki bunun olma ihtimali çok var her yerde, Türkiye’de. Öte yandan ise şöyle bir güzelliği var, nasıl diyeyim hakikaten aile olmak gibi, birbirine öyle alışıyorsun. Gittikçe birbirini daha iyi tanıyorsun ve tek bir insana dönüşmeye başlıyorsun ama bunun da yine tehlikeleri var aslında. Çünkü fikir olarak sürekli birbirini onaylayan değil mi böyle ekip olması hiç eleştirel bir gözün olmaması da fena bir şey. O vardır bizde, herkes ekip arkadaşını korur. Hata yapsa bile ona laf ettirmez, o da tehlike ama ben Arter’de özellikle Emre ile olan tecrübemde bunu hiç yaşamadım. Bir şekilde öyle bir uyum oldu galiba ama hep acaba ben çok mu bir yerde kaldım, hayır, hayır ama öyle olmak zorunda değil, değil mi?
Merve: Tekrar aynı sorunun devamı olarak, aslında aklıma başka bir soru geliyor. Daha önceki programlarda da aynen Türkiye’de Arter gibi, Arter ‘de çalışan birine değil ama yine sorduğumuz bir soruydu. Ona referans vereceğim. Kurumda çalışırken kendi sesini duyabiliyor musun?
Başak: Bazen.
Yavuz: Biraz daha bağımsız küratör gibi inisiyatif alabiliyor musun?
Merve: Evet, inisiyatif sadece değil ama neticede kurumun bir kimliği oluşuyor tabii ki. Daha önce sorduğumuz sanırım Salt’ta.
Yavuz: Evet, Merve Elveren’e sormuştuk.
Merve:  Merve Elveren’e sormuştuk, evet. Kendi sesini duyabiliyor musun? Kendi yapmak istediğin, ilgilendiğin alanlarda araştırma yapabiliyor musun? veya Hatırlayabiliyor musun aslında isteklerini, ilgi alanlarını?
Başak: Zaman zaman hatırlayabiliyorum ve şimdilik bu yeterli bence. Bizim önceden tasarlanmış bir programımız var aslında. Şimdi ben Arter’de küratörlük de yapıyorum zaman zaman ama bir program var ve oradan bir sergi seçilip bana deniyor ki işte, bunu yapmak ister misin, yapabilir misin? Şu ana kadar olanların tümünde de yavaş yavaş kendi sesimi buldum. Bu benim kendi sesimi tam bulamamam kurumdan değil aslında.
Merve: Tabii sadece kurum olmak zorunda da değil.
Başak: Benim bu alanda gelişiyor olmamdan kaynaklanıyor ama Arter’de hakikaten bu mümkün bence.
Yavuz: Belki yine devamı olacak bir soru. Yaptığın sergilerde çok farklı, küratörlüğünü yaptığın. Şimdi hızlıca düşününce, Mat Collishaw sergisi var Britanya’lı bir sanatçı. Onun işlerinden oluşan bir sergiydi. Fatma Bucak’ın sergisini yapmıştın. Hepsinin farklı bir disiplini var, çalışma pratikleri de farklı. Senin bu sürece adaptasyonun, yani çalışma pratiğin nasıl?
Başak: Ben de geçen gün aslında bunu düşündüm. Ya dedim, ben bir şeyde uzmanlaşamadım. Artık yaşın da 36 oldu, herhalde ben olmayacağım filan diye düşündüm yani. Çok sevdiğim bir arkadaşım var Arter’de, ona söyledim. Ya dedim ben acaba yine böyle yeni medya  küratörlüğüne mi dönsem, çünkü işte sonuçta okuduğum akademik eğitim aldığım alan ona daha yakın, orada kendimi biraz daha güvende hissediyorum. O da dedi ki, saçmalama bak, yine başa döndün, hiç öyle bir şey yok. Biraz da alanın da gerekliliği bu. Ben kendimi bu anlamda çok şanslı buluyorum çünkü benim uzmanlığım aslında işte hareketli görüntü ve görüntü üstüne. Sinema, fotoğraf, film, video,vs. Orada kendimi daha yetkin hissediyorum ama bu kadar farklı, böyle geniş skalada farklı sanatçılarla çalışmak bana çok fazla şey imkanı tanıdı, kendi kendimi eğitme imkanı tanıdı.
Yavuz: O zaman isterseniz Başak’ın bizim için seçtiği şarkıya geçelim. Biz de bir ara vermiş oluruz. John Lennon’dan dinliyoruz, Imagine.

Merve: Güncelleme’de Başak’la beraberiz, Başak Doğa Temür. Başak, bu şarkıyı neden seçtin?
Başak: Böyle dün gece şarkıyı daha önceden düşünmedim, siz bana çok önceden söylemenize rağmen. Dün gece böyle düşünürken, düşünürken sürekli böyle bu aralar Imagine ile uyanıyorum aslında ve bu şu anda dünyanın içinde bulunduğu ortamda bu bana böyle iyi geliyor. Bir şeyleri hatırlatıyor tekrar unuttuğum, çünkü o kadar karışık ki şu anda ortalık ve çok hassas bir dönemde geçiyoruz aslında insanlık olarak. Her an provake olabiliriz hepimiz, biz bile. Yani güncel sanat ortamında her zaman politik olarak değil mi, doğru olmaya çalışan, öyle durmaya çalışan insanlar olarak, o şeyi hissediyorum içime birden bir öfke gelebilir diye çok korkuyorum. O yüzden John Lennon bana sürekli onu hatırlatıyor, çok da zamansız bir şarkı. Aslında ben böyle 21. yüzyılla ilgili heyecanlarımdan bahsetmek istiyordum size. Beastie Boys’dan Intergalactic diye bir şarkı çalacaktım ama galiba o değil şu andaki asıl derdim.
Yavuz: Biraz belki alakasız bir şey olacak ama kısa film çektiğin bir dönem var. Tabii herhalde okulla da bağlantılı.
Başak: Evet, evet.
Yavuz: Aslında şu anda da üretimsel anlamda başka bir tarafındasın işin. Arada tekrar döneyim ya da böyle o tarafa özeniyorum, üretimin diğer tarafına geçeyim dediğin oluyor mu, heyecanlandırdığı?
Başak: Olmuyor ama heyecanlandırıyor, şu yüzden heyecanlandırıyor aslında o tecrübe yani daha önce hem Sinema-Televizyon eğitimi almak hem de kısa film çekmiş olmak böyle bir yapım disiplini kazandırmış bana, onu anladım. Özellikle de Arter’de çok sayıda yeni iş üretimini destekliyoruz ve onun için de sadece maddi destek olarak değil, aslında ekip olarak kendi yetilerimizle bir yerinden tutmaya çalışıyoruz sanatçıların yapım sürecinin. O zaman mesela bu kazandığım şey, bu disiplin çok işime yaradı benim ve çok zevk aldım. Mesela Fatma Bucak’la çalışırken.
Yavuz: Yeni video işi vardı sonuçta.
Başak: İşte o 2 tane yeni video iş yaptı. Yani o müthiş bir zevk oldu benim için ama hem ben kendi bilgimi tecrübemi aktardım, öyle kullanabildim. Genel olarak aslında o prodüksiyon disiplini sinema televizyondan alanından gelen, bu alana da çok uygulanabilir bir şey. Onu bir çok sergide tecrübe ettim.
Yavuz: Kesinlikle.
Başak: İyi bir şablon oldu o benim için. Sergi yapımına uyarladım onu ve öyle kullandım. Ama yeniden film çekmek gibi bir hevesim galiba yok.
Merve: Başak, yine senin kendini tanımlama sorularına geri döneceğim ama başka programlarda da farklı şekilde küratör olarak çalışan bağımsız veya kuruma bağlı kişilere de sorduğumuzda, farklı tanımları olduğu için küratörlükle ilgili sana da sormak istiyorum. Senin küratörlük tanımın, çünkü neticede meslek olarak değil belki ama küratör pozisyonu sanırım zaten Arter’deki şeyin de bu.
Başak: Evet, evet.
Merve: Nasıl tanımlıyorsun? Neleri yapman gerektiğini inanıyorsun veya bugünün, güncel sanatla uğraşan bir küratörün neleri yapması gerektiğine inanıyorsun? Yine geçmiş programlara referans vermemiz gerekirse, Vasıf Kortun küratör, ‘post-curatorial’ bir kurum olduğunu söylüyor Salt’ın. Zeynep Öz’ün çok bambaşka bir tanımı vardı kendisi için hatta çok müdahil olduğunu söyledi, sanatçılarla çok yakın çalıştğını söyledi. Senin için nedir?
Başak: Benim için yeni keşfetmeye başladığım bir şey. Dolayısıyla ben bulunduğum noktadan şöyle bakıyorum, işte bir böyle daha büyük, gerçek, havalı küratörler var. O küratörlerden olabilmek için mesela Deleuze’ü filan çok iyi bilmek gerekiyor ve çok fazla dipnot vermek gerekiyor. Bu yazı işi çok önemli. Biraz kendimi anlatmak için böyle konuşuyorum, ciddiyetsizliğimden değil yani lütfen kimse öyle anlamasın. Ona müthiş bir saygı duyuyorum. O galiba biraz daha akademik bir küratöryel yaklaşım. Ben maalesef o kulvarda oynayamayacağımı düşünüyorum çünkü öyle bir teorik…
Merve: Sanat tarihçi oluyorlar zaten genelde.
Başak: Tabii, tabii. Öyle teorik bir altyapım yok. Bunu da hiçbir şekilde saklamayacağım ama ben de mesela böyle hem iş tecrübesi hem de okuduğum yani aldığım akademik eğitimi nasıl acaba evirip çevirip buna oturturum diye düşünüp iyi bir oyun kurucu olduğumu düşünüyorum. Bir sergi yapmak aslında ciddi bir takım işi. O bakımdan öyle bir küratöryel pozisyonum var bence benim. İyi bir yoldaş olabiliyorum küratör olarak sanatçıya. Önce arkadaş olmayı tercih ediyorum çünkü bence bu böyle çok kişisel bir şey aslında, bir sanatçının sergi yapması, iş üretmesi filan.
Yavuz: Zeynep de böyle bir şey söylemişti sanırım, değil mi?
Başak: Dolayısıyla samimiyet orada benim için çok önemli. Mesela en yakın arkadaş olmak zorunda değiliz ve bu ilişki devam etmek zorunda değil sergiden sonra ama öncelikle o samimiyeti kurmayı çok önemsiyorum ve aslında daha çok, İngilizce bir kelime kullanacağım ama Türkçesini düşünüyorum, ‘facilitator’ olmak üstüne çalışıyorum.
Merve: Yani imkan sağlayan?
Başak: İmkan sağlayan, işte ne bileyim mesela çünkü değil mi film yapımında da öyledir.
Merve: Biz de SAHA Derneği için aynı şekilde kullanıyoruz aslında. Bilfiil belki prodüksiyonun içinde veya konuya müdahale değil, seninkinde öyle anlıyorum ama bir imkan sağlamak, destekçi olmak, olmasını sağlamak.
Başak: Evet, evet. Bir de güncel sanat alanında üretilen birçok işin, şey gibi bir şey değil bu resmimi aldım, kanvasımı aldım, stüdyoma kapandım yapıyorum. Öyle bir şey değil, çoğunlukla bunlar büyük yapımlar ve büyük emekler gerektiriyor ve bilgi gerektiriyor. Ayrıca bunların hepsini sanatçı bilmek zorunda değil. O anlamda o tür teknik, matematik problemleri çözen biri olmak istiyorum. Sergiyi kurgularken de yine böyle bir şey işte tamam sen işlerini yaptın, serginin kurgusu bana ait değil, böyle hiyerarşi meselesini yok etmeyi önemsiyorum. Kimse kimsenin üstünde olmamalı, o yolda birlite yürüyoruz ve karşılıklı düşünerek bir şey çıkarıyoruz. Bir anlatı oluşturuyoruz, bunu önemsiyorum. Bir de aslında şunu önemsiyorum sergi yaparken, insanların bütünlüklü olarak bir anlam çıkarabileceği, bir kurgu yaratmayı önemsiyorum. Narrative diyelim onu karşılayacak kelime galiba o.
Yavuz: Burada da belki film geçmişinin etkisi olabilir.
Başak: Bu mesela bana çok zevkli geliyor. Orada aslında ben kendi sesimi bulduğumu hissetmeye başlıyorum, bir anlatı gibi kurgulandığında sergi.
Yavuz: Sanatçılarla çalışma şeklinden de bahsetmişken, birlikte çalışmaktan zevk aldığın kim var ya da örnek aldığın diye bunu da soruyoruz arada.
Başak: Ben, o diğerlerine ayıp olur.
Merve: Yok küratör olarak belki model olarak aldığın.
Yavuz: Küratör olarak da söyleyebilirsin.
Merve: Bu Türkiye’den olmak zorunda da değil. Bu belki tanımadığın biri bile olabilir. Sen onu düşünürken başka bir soru sorayım.
Başak: Tamam, tamam.
Merve: Program sonunda onu belki alırız, ani oldu. Neticede küratör olarak aslında şu anda bahsettiğin en üst, üst demeyeyim ama yıldız küratörlerin, şu anda mimarların da aynı şekilde bir grubu var böyle kariyer yapan bankacı gibi işte. O ülkeden, o ülkeye sürekli seyahat eden bir küratör modeli var gerçekten. Böyle olmayı anladığım kadarıyla istemiyorsun. Böyle bir şeyin var mı, uluslararası sergiler yapmak gibi bir isteğin, gelecek için bir planın var mı?
Başak: Yok, hayır. Uluslararası sergiler yapmak gibi bir isteğim tabii ki var ama o star küratörlerden olmak gibi bir amacım yok.
Yavuz: Peki burada kendin, bağımsız bir şekilde yapmayı düşündüğün bir sergi projesi olabilir mi bu?
Başak: Tabii, tabii olabilir, öyle şeyler var.
Merve: Çünkü bir taraftan da kurumda çalışmanın getirdiği hem dezavantajlar var, bir taraftan da avantajlar. Belki büyük ihtimalle şey yapmak zorunda değilsin, kaynağı yaratan kişi olmak zorunda değilsin.
Başak: Evet, evet. Bence o büyük bir avantaj.
Merve: Ki bahsettiğimiz o gruptaki küratörlerin en büyük avantajı ve bunu yapabiliyor olmaları diye düşünüyorum. Sen de onu yapmak istemiyorsun anladığım, zaten ticari bir iş de yapmak istememişsin en baştan itibaren.
Başak: Evet, yapmak istemiyorum.
Yavuz: Şu anda da destek verdiğin, sergisine yardım ettiğin genç sanatçılar var dışarıdan, Arter’in dışında da.
Başak: Evet, evet. Birazcık oluyor. O bence çok zevkli bir şey zaten ama şu ana kadar çalıştığım sanatçıların tümüyle çalışmaktan çok büyük bir zevk aldım ama mesela Nevin Aladağ’la şu anda da devam eden çok yakın bir arkadaşlığımız var, onu söylemeden geçemeyeceğim. Çalışırken gerçekten eğlenmeyi ve samimiyetle çalışmayı ondan öğrendim gerçekten.
Merve: Ve çok da disiplinlidir değil mi?
Başak: Ve çok da disiplinli. Çok ilginç geldi bana mesela çok disiplinliysen çok da ciddi olman gerekir, işte çalışırken eğlenemezsin, biraz zevk alabilirsin yaptığın işten ama eğlenceyi içermez. Hayır. Tam da bu aslında. Madem biz bu işi yapıyoruz, herkes şey der ya hani size de oluyordur, ay ne kadar zevkli bir işin var.
Yavuz: Tabii sanatla ilgili olunca.
Başak: Sanat kelimesi geçtiğinde, ay ne kadar zevkli bir işin var. Haydi ya bir de bana sor gibi oluyor o ama bunu yavaş yavaş öğreniyorum ve bunu da çok önemsiyorum.
Merve: Zaten bizim, sanatla ilgili bir iş yapan insanın hakikaten motivasyonu gerçekten yapmak istiyor olması.
Yavuz: O zaman senin sözlerinle kapatalım ya da eklemek istediğin bir şey varsa.
Merve: Biri var mı? Aklına gelen örnek aldığın biri var mı diye sormuştuk çünkü.
Yavuz: Nevin’i söyledi ama.
Merve: Nevin’i söyledin. O küratör kimdi üniversitedeki?
Başak: Aaa tabii ki. Ben, evet hızlı hızlı geçtim. Fulya Erdemci’ydi. Bizim hocamız ve bu alana aslında girmemi sağlayan, yönlendiren.
Yavuz: Teşekkür ederiz katıldığın için.
Başak: Ben de teşekkür ederim.
Yavuz: Keyifli bir sohbet oldu.
Başak: Aynen öyle.
Merve: Çok teşekkürler Başak.
Yavuz: Haftaya Güncelleme programında görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s