AZRA TÜZÜNOĞLU

Programı Dinlemek İçin |

Merve: Merhabalar. Güncelleme programını dinliyorsunuz. Bu programda güncel sanat aktörlerini konuk ediyoruz. Bugünkü konuğumuz Azra.
Azra: Merhaba.
Merve: Azra Tüzünoğlu. Pilot Galeri’nin kurucusu ama aynı zamanda bağımsız yazar. Azra önce seni biraz tanımakla başlayalım istersen. Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okudun. Ardından birazcık sen kendinden bahsedebilirsen.
Azra: Olur, tabii. Mimar Sinan’da Sosyoloji okudum, üzerine yüksek lisans yaptım. Bağımsız sanat yazarlığı yapıyordum, sonrasında “Artist” ekibine katıldım. Artist dergisinde 3 yıl kadar editörlük yaptım. Sonrasında “Radikal” geldi. “Sanat Dünyamız”, işte yurtdışında bir sürü dergi, katalog, vs. Sonrasında 2008 yılında ilk galerimi kurdum, “Outlet”. Onu 3 yıl kadar devam ettirdik, Tophane’deydi burada. 2011 yılında bir isim değişikliğine giderek “Pilot” olarak, Sıraselviler’e taşındık. O zamandan bu zamana galericilik yapıyorum.
Yavuz: Hoşgeldin Azra bu arada.
Azra: Hoşbulduk.
Yavuz: Galeriyi açma fikri nasıl oluştu, motivasyonun neydi? Bir de biraz önce bahsettiğin Outlet’ten Pilot’a dönüşme kısmında sadece isim değişikliği miydi yoksa misyon ya da vizyonda değişiklik oldu mu?
Azra: Galeriyi kurma amacım aslında birazcık dergi hikayesiyle alakalıydı çünkü yazarlık belli bir süre sonra bana yetmemeye başlamıştı. Pek çok şeyi tam olarak anlatamadığımı hissediyordum çünkü ben bir şeyleri aynı zamanda  sadece yazmak değil aynı zamanda yapmakla da ilgili bir insanım. Bu benimle ilgili bir şeydi. Aynı zamanda da sanatçılardan da böyle bir talep olmaya başlamıştı. Tabii şimdiden bakınca, böyle 2008 yılı hem çok yakın bir tarih hem de çok uzak gibi çünkü o zaman çok az sayıda Türkiye’de güncel sanatla ilgilenen galeri vardı, insan vardı ve sanatçılar çok rahatlıkla işlerini gösterecekleri yerler bulamıyorlardı. Bizim varlığımız bir şekilde yani Outlet olarak hem yerleşik sanat piyasasına ve yerleşik sanat dünyasına diyelim, bir alternatif oluşturmakla alakalıydı. Bildiğimiz temiz, beyaz, burjuva Türk sanatçılardan ziyade böyle bayağı outlet, dışarıdan, yurtdışında birazcık daha  fazla dolaşmış ama Türkiye’de çok star diyebileceğimiz tırnak içinde, isimleri dolaşmayan sanatçıları, isimleri ve aynı zamanda ismi hiç bilinmeyen birilerini, bir yerlerde çalışan İzmir’de, ne bileyim Diyarbakır’da, Antalya’da, Ordu’da, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde ve aynı zamanda dünyada da çalışan insanları bulup getirmekle alakalıydı. Zannediyorum bu konuda çok başarısız olduğumuz söylenemez. Tophane’nin bir sanat haritasına katılmasında çok ciddi bir çabamız oldu ve aynı zamanda da bu sanatçıların ve bu sanat yapma biçiminin bu haritaya eklemlenmesinde bir şekilde aktive edici bir rol oynadığımızı düşünüyorum. Bizim Tophane’ye açtığımız, yani ilk 2008 yılında yerleşmemizden hemen sonra “Pi Artworks” geldi, ondan sonra ardı ardına galeriler takip etii. Şimdi, zannediyorum bir ara 10-15 galeri vardı. Şimdi de hala aynı hat üzerinde bizim kurduğumuz bu “Tophane Art Walk” devam ediyor ve başarılı bir şekilde devam ediyor. Pilot’a geçiş sürecinde neler değişti dersen, şöyle bir temel farklılık vardı. Orada mekanla ilişkilenen bir isimdi Outlet, çünkü İstiklal Caddesi’nde değildik biz. Hiç kimsenin, böyle olmayan bir yerdi orası aslında ve bir şekilde haritaya eklemlenmesi için çalıştık ama Sıraselviler öyle bir adres değildi. Mekanın kendisi öyle bir yer değildi, çünkü Pilot’un olduğu mekan geçmişinde çok şaşaalı günler yaşamış bir gece kulübü. Dolayısıyla biraz haksızlık olacaktı ona Outlet demek. Bu ciddi bir karardı bizim için çünkü üç yılda tabii ki bir ismi de olmuştu hem Türkiye’de hem uluslararası anlamda Outlet’in. Dolayısıyla değişiklik bizim için sancılı bir süreçti ama çok yanlış bir karar vermedik diye düşünüyorum değişikliğe giderken. Misyonda ve vizyonda ne tür değişiklik oldu dersen, tabii ki ruh aynı ruh ama tabii bazı şeyler yaptıkça öğreniyorsunuz çünkü bilmiyorum galericiliğin şimdi okulu var gibi görünüyor birkaç tane. De Appel’de, şurada, burada bir yerlerde yine bir şeyler, birtakım okullar var ama aslında bence bu çok yapılarak öğrenilen bir şey. Dolayısıyla üç yılda çok şey öğrendik Outlet deneyiminden, o tecrübeden. Ve Pilot’a da bu tecrübeyi aktardık. Dolayısıyla tabii bazı şeyler değişti aynı zamanda.
Merve: Azra’cığım, peki hem isim değişikliği oldu ama Outlet’ten biraz bahsederken belli çevrelerin, belli sanatçıların temsil edildiği gibi bir ifade kullandın ve belli çevrelerin görüldüğü, gösterildiği dedin. Peki Pilot’a geçerken, acaba orada da neticede Outlet’te temsil ettiğiniz sanatçılar da artık daha genel geçer bir grubun içine de dahil olduğunu da hissetiniz mi? Çünkü o isim değişikliği aynı zamanda bazı isimler sonuçta sizin temsil etmenizle birlikte tabii ki çok daha görülür,
Yavuz: Ana akıma belki girdi.
Merve: Ana akıma da belki girmiş olabilir. İsim değişikliğinde bunun bir şeyi var mıydı?
Azra: Yoktu aslında. O öyle bir şey değildi. Bizim, neredeyse aynı sanatçılarla devam ettik, Outlet’te başladığımız sanatçılarla hala da Pilot’da devam ediyoruz. Bu isimler elbette bir alanda söz sahibi olan isimlerdi zaten ve hala da söz sahibi olmaya devam ediyorlar ama bu demek değil ki onlar artık ana akımlar. Çünkü ne biz, ne de sanatçılarımız galeri olarak böyle düz bir bakışla hayata bakmıyoruz, düz bakmıyoruz. Dolayısıyla bizim buradaki amacımız hiçbir zaman bir, nasıl diyelim böyle bir burjuva sanatı yapmak değil. Anlatabiliyor muyum? Bu bence büyük bir ayrım ve kendini eleştirebiliyor olmak ve sanatın temel motivasyonlarından uzaklaşmamak. Biz yola dünyayı değiştirmek için çıktık ve hala onun için devam edebiliyorsanız, hiçbir zaman zaten tırnak içinde ana akım olmuyorsunuz, olamazsınız. Çünkü her zaman kendinizde de eleştirecek bir şeyler bulursunuz. Dolayısıyla bizim galeri olarak pozisyonumuz da, sanatçılarımızın pozisyonu da her zaman, her zaman şüphe içinde olmak ve etrafındakileri de şüpheye düşürmek üzerine bir şey. Evet, bunun artık daha çok söz sahibi olduğunu görüyoruz ama bu da bizim ısrarlı çabalarımız sonucunda olan bir şey.
Merve: Tabii, tabii demek istediğim şey ana akım, eleştirel pozisyonundan vazgeçmek anlamında söylemiyorum ama neticede ana akım olması aslında belki de başarılı olacağınız yani ana akım açıkçası benim belirleyeceğim bir çerçeve, zaten Türkiye’de yok bu kadar net bir çerçeve ama neticede söz sahibi diye bahsedilen şey aslında belki de başarılı olduğunuzun bazı sanatçıları göstermek ve dolaşıma sokmakla ilgili bir kanıtı da aslında adı geçen yani sürekli görüşüne başvurulan sanatçılar arasına girmesi.
Azra: Ana akım demem ona ben, bir referans noktası olduk derim. Evet, bu konuda haklısın ama ana akım dediğimiz zaman ben şunu anlıyorum mesela ana akım dediğin zaman daha düz bir şey anlıyorum. İşte sergi yapar, müzayedeye iş koyar, ederi şu kadardır, bu konuşmaları anlıyorum ben.
Merve: tabii, tabii.
Azra: Biz hiçbir zaman böyle hedefler içinde veyahut da böyle arzular içinde olmadık. Biz evet bir referans noktası oluşturabildiysek doğrudur, bize dönülüp sorulur bir çok şey. Hem bize bir galeri olarak, hem sanatçılarımıza. Ama ana akım olmak biraz daha başka, ben biraz daha farklı algılıyorum ana akım olmayı.
Yavuz: Daha görünür olmaları anlamında.
Azra: Evet, daha görünür oldular.
Yavuz: Yani uluslararası dolaşıma girdiler belki de o süre içinde.
Azra: Ama zaten onlar uluslararası dolaşımdaydı aslında. Benim yaptığım sadece birazcık daha fazla, birazcık daha fazla yapmak yani zaten varolan bir şeyi birazcık daha artırmak. Çünkü zaten çalıştığım sanatçıların pek çoğu, evet sıfırdan, öğrenciyken bulduğum, işte atölyelerine gittiğim, birlikte çalışmaya başladığımız sanatçılar da var ama pek çok sanatçımız da ne bileyim Şener Özmen gibi, Burak Delier gibi, Halil (Altındere) gibi pek çok sanatçı da zaten uluslararası, 90’lardan beri dolaşan sanatçılar, zaten tanınan sanatçılardı. Biz galeri olarak belki onların Türkiye’de daha da fazla, hani uluslararasılaşma anlamında da elbette çok destek oluyoruz onlara ama Türkiye’de de daha çok tanınmaları anlamında bir farkındalık yaratmak. Bu bizim için önemli bir şeydi. Çünkü Türkiye’de güncel sanat dediğimiz alanla bu kadar çok ilgilenen insan da yoktu, bu yeni bir şey. Bir şekilde bir hat da vardı. 1960’lardan başlayıp 70’lerden, 80’lerden devam edip, 90’larda çok ciddi bir şekilde yükselen ve daha ciddi uluslararasılaşan bir hat zaten vardı. Biz bu hattın üzerine birazcık daha fazlasını koymakla ve genel ilgiyi artırmakla ilgili çalışıyoruz aslında, farkındalık yaratmakla.
Merve: Tezini üniversitede sanırım 90’larla ilgili yazmıştın. Bu süreci takiben, neticede hem eleştirmenlik, yazarlık yaptın hem de Türkiye’de şu anda gerçekten nüfus sahibi bir galeri kurdun ve sürdürüyorsun. O dönemdeki değerlendirmene göre bugüne baktığında ne görüyorsun?
Azra: Bence büyük değişiklikler var. En büyük değişikliklerden birisi tabii ki bir piyasa farklılığı var. Bu piyasa farklılığı sadece sanatçıların, eleştirmenlerin veya galericilerin yaptığı bir şey de değil. Aynı zamanda Türkiye’deki ekonomik değişikliklerle de ilgili bir şey. Dolayısıyla bence en temel farklılık o. İkincil bir farklılık, bence kolektif çalışmadan yani 90’lardaki o kolektif çalışma ruhundan bireyselleşmeye doğru gidiş var. Bu hem sanatçılar için, tırnak içinde yıldız sanatçı kavramının biraz daha ön plana çıktığı ve dayanışma ruhunun biraz kaybolduğu, yitirdiğimiz şeylerden bir tanesi bence. Bu çok önemli bir farklılık ama iyi şeylerden bir tanesi bence çok ciddi bir ilgi var. Bu toplumun farklı katmanlarından çok ciddi bir ilgi var. Bienal çok daha fazla sayıda insan tarafından geziliyor, işte Tasarım Bienali var artık, fuar beğenin beğenmeyin en son 60.000 insan gezmiş. İkinci bir fuar geliyor onu çok gezen insan var. Sergiler rekor kırıyor artık. Bunlar olumlu gelişmeler yani 90’larla karşılaştırdığımız zaman galeri, müze sayısında artış, yeni açılacak müzeler var. Bunlar önemli ama buna bağlı olarak sanatçı sayısında bir enflasyon var, o da çok yükseliyor. Uluslararasılaşma daha fazla, uluslararası iletişim daha kolay, daha çok, daha yaygın. Bunlar önemli şeyler. Böyle ciddi farklılıklar var.
Merve: Tam bu noktada başka bir soru sorayım. Neticede tezi yazarken sen bir mesafeden bakabiliyordun.
Azra: Tabii.
Merve: Şu anda içerik yaratanlardan birisin ve neticede galerinin tanımlı, biraz önce de tanımladığın bir bakış açısı var. Sence yine bu mesafeden bakıp eleştirebiliyor musun?
Azra: O mesafeyi kaybettiğimizde zaten duruyoruz, duralım. Hiç ondan sonrası yok gibi geliyor bana. Tabii mecburen öyle yapıyoruz çünkü  bir de biz her sene, bir de ben galeride yalnız değilim hep Amira Bıyıkoğlu’yla beraberdim galeriyi kurduğumuzdan beri. Ekibimize başka insanlar girdi çıktı ama Amira’yla beraber hep yürüttük biz bu galeriyi. Onunla beraber hep yıl sonunda önümüze koyar bütün yaptığımız sergileri, konuşmaları, etkinlikleri, neyi doğru yaptık, neyi yanlış yaptık, diğer galerilerin, müzelerin sanat ortamına ne yaptığına bakarız. Her sene bir değerlendirme yaparız. O eleştirel bakışı kaybettiğimiz noktada zaten hiçbir şekilde devam edemeyiz gibi geliyor bana, çünkü evet bu iş bizim hayatımız ama biz bunu böyle, nasıl söylemek lazım bilmiyorum. Yeniden inşa edilmesi gereken bir pozisyon. Siz kendinize verili ve seçili bir pozisyon seçtiğiniz noktada zaten arkanızdan gelenler, sizi itip, bu bir koşu gibi bir şey. İyi bir maraton koşucusu olmanız lazım, öndeki tavşanlardan biri olursanız hızlı koşarsınız, evet, herkes yarışı sizin alacağınızı düşünür, evet ama yorulur ve kenara itilirsiniz. Öyle bir şey değil bu. Çok uzun soluklu, nefesini iyi ayarlaman gereken ve kendini ve etrafındakilere göre pozisyon alman gereken bir şey. Bazen yavaşlaman lazım, bazen de hızlı gitmen. Dolayısıyla burada eleştirellik ve sağlam nefes sahibi olmak önemli bir şey.
Yavuz: Şarkıya geçelim istiyorsanız. Yanımızda Pilot Galeri’nin kurucusu ve direktörü Azra var. Program için seçtiği şarkıyı dinleyelim. Amira Medunjanin’den Što te nema.

Yavuz: Güncelleme programındayız. Konuğumuz pilot Galeri’nin direktörü Azra. Biraz önce, programın ilk yarısında biraz galerinin sanatçılarından bahsederken yeni atölyelerden, atölyelere gittiğinizden de bahsettin. Çok fazla sanatçı portfolyosu alıyor musunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Azra: En zor soruyu sordun.
Yavuz: Nasıl yardımcı oluyorsunuz öyle sorayım.
Azra: Çok fazla portfolyo alıyoruz, evet. Daha önceden yani 2008-2009’da sadece portfolyo değerlendirmiyorduk, aynı zamanda çok fazla atölye ziyareti yapıyorduk, okulları ziyaret ediyorduk, hatta şehirler geziyorduk sanatçılarla karşılaşmak için. Ama sonra şunu farkettik, aradığımız o sanatçılar, her nerdeyseler onlar Güzel Sanatlar Fakültesi’nden pek çıkmıyor. O yüzden Güzel Sanatlar Fakülteleri’ni ziyaret etmekten vazgeçtik. Bu bence yaptığımız en doğru şeylerden biri oldu. Onun yerine artık daha çok, çok az yapılmakla beraber alternatif sergileri gezmeye çalışıyoruz. Gene şehirlere ziyaretlere gidiyoruz. Oralarda bazı atölyelerin kümelendiği yerler oluyor, onları ziyaret ediyoruz ama artık okullara gitmiyoruz. Portfolyolardan değerlendirdiğimiz insanlar oluyor ama bunlar daha az sayıda oluyor genellikle ve onlara öncelikli belki bir grup sergide yer veriyoruz, sonrasında da bir solo sergi yapıyoruz. Bir süre devamlılığına bakmak gerekiyor sanatçının, nasıl ürettiğine. Bazen bir eseri çok muhteşem olabiliyor, en iyi eserini öğrenciyken yapmış olabiliyor o sanatçı. Sonrasında ne yapıp ettiği tabii ki önemli, o yüzden uzun süre takip ediyoruz sanatçıları. Veyahut da bize uygun bir çizgisi yoksa da onu daha uygun olabileceğini düşündüğümüz başka bir galeriye yönlendiriyoruz.
Merve: Azra sence bir galerinin olmazsa olmaz kuralları, şartları nelerdir?
Azra: Bence böyle bir şart yok. Yani böyle bir şart yok. Şartlar ve kurallar durumlara göre her seferinde yeniden, yeniden düşünülmesi gereken şeyler. Herhalde bir sanatçı ilişkisinden bahsediyorsun. Onu mu anlıyorum?
Merve: Hayır, neticede galerilerin hepsinin kendine ait, aslında bakış açısıyla ilgili bir şey sormak istedim. Sadece malzemeye konsantre olan galeriler var veya sanatçılarla ilişkinin sürekliliği olabilir, tutarlılığı olabilir. Neticede vizyonda sizin kimliğiniz oldukça tanımlı. Kendi içinizde tutarlısınız, o tutarlılık içinde tabii ki bakış açısı her zaman tekrar değerlendiriliyordur ama bu mudur? Senin için galeriyi kurarken de bugün de değişmeyen neler var?
Azra: Bence heyecan var. Değişmeyen şey heyecan. O heyecan bittiği zaman her şey bitiyor. Onun dışında pek çok şey değişebilir. Sanatçılar değişebilir, ilgi alanları değişebilir, hayat değişir. O zaman galeri de değişir ama heyecan ve sanat yapma ve onu gösterme arzusu değişmediği sürece bazı şeyler aynı kalır.
Yavuz: Yeni galeri açacak birine ne söylerdin? Tavsiye gibi olabilir ya da açma diyebilirsin?
Azra: Emin misin, emin misin? Emin misin derdim, bir soru sorardım herhalde. Çok bir şey söyleyemem, eğer kararlı ve yapmak istiyorsa yapar ama zorlu bir yola girdiğini söylerdim. Ün ve para peşindeyse yanlış yerlerde gezdiğini söylerdim. İkisinin de çok olduğu bir yer değil. Eğer bu işi gerçekten seviyorsa ve yapmak istiyorsa her şeye rağmen sürdürebilecekse yapması gerektiğini söylerdim.
Merve: Galeride, hep galeriden bahsettik bir şekilde ama neticede senin bambaşka kimliklerin de var. Birincisi, seni hem galeri yolunda hem de neticede sanata yönlenmen anlamında kariyerin boyunca veya öncesinde çok etkileyen veya ilham veren insanlar oldu mu? Genelde bu soruyu soruyoruz sanırım. Her seferinde konu buraya geliyor bir şekilde.
Yavuz: Bir süredir sormuyorduk galiba.
Azra: Galerici olmaya karar vermemde böyle ilham veren birisi olmadı. Ama sonra karşıma çıkan bazı insanlardan hem ilham aldığım ve çok takdir ettiğim oldu. Birisi Rabia Çapa’dır. Rabia Çapa 76’da galericiliğe başlamış, Türkiye’deki en eski galericilerden biri ve benim için onun yapıp ettiği her şey çok değerli ve tarihsel öneme sahiptir. Umarım yıllar sonra ben de 40. yılını kutladığımda Pilot’un onun  kadar arkamda muhteşem bir tarih bırakmış olurum çünkü onun sergileri Türkiye sanat tarihinin en önemli kilometre taşları. Zannediyorum çok yakın ilişkim olduğu için, onu çok yakından tanıma fırsatım olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum René’dir, René Block. O da 23 yaşında hayatına aslında bir galerici olarak başlayıp sonradan küratörlük, müze direktörlüğü yapmış biri. Şimdi hala devam ettiriyor bu mesleklerini. Onun yapıp ettikleri de ve kimse inanmazken ne bileyim Beuys’la veyahut bütün o Fluxus’çularla birlikte yaptığı işler bütün bir sanat tarihini değiştiriyor. Evet yani, Merve oradan Halil’le tabii yani Halil’in yapıp ettikleri de önemli ama sonuçta Halil bir sanatçı olarak benim galericiliğimdeki temel etkenlerden biri değil fakat hayatımın içinde çok önemli.
Merve: Pardon, burada bir girmemiz gerekiyor. Halil Altındere’den bahsediyoruz.
Azra: Kocam.
Merve: Aynı zamanda Azra Tüzünoğlu’nun kocası da olduğu için Azra biraz çekinerek bahsediyor.
Yavuz: Merve zorla söyletti.
Azra: Evet çünkü Halil’den bahsetmek her zaman biraz zor oluyor benim için. Evet, tabii Halil’in de sanat vizyonu, hayata bir sanatçı olarak bakışı bütün bir perspektifi altüst edebilecek güçte bir şey. O yüzden tabii ki onun varlığı ve yanımda durması benim için çok önemli. Beni çok güçlü hissettiren bir şey.
Yavuz: Çok teşekkür ederiz katıldığın için.
Azra: Ben teşekkür ederim.
Yavuz: Haftaya Güncelleme’de görüşmek üzere.
Merve: Görüşmek üzere, teşekkürler.

Advertisements

One response to “AZRA TÜZÜNOĞLU

  1. Pingback: 23 Aralık 2014 Salı (294. Hafta) | _Kainatın Tüm Seslerine, Renklerine ve Titreşimlerine_ AÇIK RADYO·

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s