SİNEM YÖRÜK

Programı Dinlemek İçin |

Yavuz: Merhaba. Güncelleme programını dinliyorsunuz. Bu programda güncel sanat aktörlerini konuk ediyoruz ve onları biraz tanımaya çalışıyoruz. Bugünkü programımızın konuğu Galeri Elipsis’in kurucusu Sinem Yörük. Hoşgeldin Sinem.
Sinem:  Hoşbulduk.
Merve: Merhaba Sinem.
Sinem:  Merhaba.
Yavuz: Teşekkür ederiz katıldığın için, teklifimizi geri çevirmediğin için. Biraz seni tanıyarak başlayalım. Londra’da doğdun. Royal Holloway University of London’da Medya Sanatları Bölümü’nden mezun oldun. Sanırım bir de yüksek lisans yaptın aynı okulda.
Sinem: Doğru.
Yavuz: Galeri öncesinde neler yapıyordun? Biraz oradan başlayalım istersen.
Sinem: Aslında etkinlik management, yani event management yapıyordum. Bu özellikle medya konusu üzerine, film, sinema ve biraz da fotoğraf üzerineydi. Fakat bundan sonrasında kendimi bambaşka bir alanda buldum. Hobi olarak çok sevdiğim motor sporlarını, çocukluğumdan beri takip ettiğim ve onun bir şekilde Türkiye’ye geliyor olması yani uluslararası yarışların bunda Dünya Ralli Yarışması ve Formula1 var. Çok heyecanlıydı. Benimle kontağa geçtiler ve Türkiye’deki bu süreçte birlikte olmak istediklerini. Dolayısıyla Türkiye’ye bu vesileyle geldim. Bunları kurdum , belli bir süre çalıştım fakat sonrasında olmam gereken yer yani aile işi olan Laboratuvar Chromacopy’e gittim. Bu Türkiye’nin ilk profesyonel fotoğraf laboratuvarı. Buradan yola çıkarak, biz dijital teknolojinin gelişmesiyle, fotoğrafın farklı bir yerlere gelmesinden dolayı biraz değişiklik yaptık.
Atelier Elipsis’i kurduk. Burada tamamen müze standartlarında fotoğraf baskılar sanatçılara ve müzelere ve galerilere yönelik baskılar yapmaya başladık. Buradan da sonrasında Elipsis Gallery fikri doğdu. Böylelikle de Elipsis Gallery’i kurmuş oldum.
Merve: Elipsis Gallery’nin kurulması senin için bir, o dönemde yani neticede fotoğrafa her zaman bir ilgin vardı. Eğitimin de bu yönde.  Bir eksiklikten mi yola çıkarak, yani kendi aradığın bir şeyi bulamamak mı yoksa nasıl bir motivasyonun vardı kurduğunda? Çünkü 2007’de kurmuştun.
Sinem: Aslında ikisi de var. Yani kendim bir eksiklik olarak görüyordum Türkiye’de. Yani özellikle o dönemler hatırlarsın ki, çağdaş sanat galerilerinde fotoğraf çok az gösteriliyordu. Birçok galeride bir ya da iki tane fotoğraf sanatçısı temsil ediliyordu. Bu eksiklikten dolayı benim yani fotoğraf algısına karşı da aslında problemler olduğunu görebiliyordum, sanat olarak. Dolayısıyla bunun üzerine fokus olacak, tamamiyle fotoğrafa odaklanabilecek bir galerinin aslında çok daha ulaşılabilir hale getireceğini düşündüğümden dolayı artık zamanı gelmişti diye düşünüyordum.
Merve: Peki seyircisini sence Elipsis, yani seyirci vardı ve yine bir şekilde aynı şeye geri dönecek ama o ihtiyacı mı karşılıyordu yani o seyirciyi mi biraraya toplayabiliyordu yoksa kendi seyircisini yarattığını düşünüyor musun bu geçtiğimiz süreç içinde?
Sinem: Güzel bir soru. Belki de seyircisi vardı ama birçoğumuzun ulaşma imkanı yoktu diyebiliriz. Kesinlikle bu dönemden sonra ancak çok daha fazla bir seyirci potansiyeli arttığını gördük yani fotoğraftan uzak birçok insanın aslında buna bir yandan da merak salmaya başladığını ve fotoğrafla çok daha fazla ilgilendiklerini yıllar içerisinde gördük ki zaten diğer galeriler de zaman içerisinde daha fazla fotoğraf sanatçısnı temsil eder oldular. Çok daha fazla fotoğrafa yer veriyor oldular.
Yavuz: Peki fotoğrafla ilgilenen biri, yani diğer galerilerin de fotoğraf sanatçıları var. Seninkinin farkı neydi, fotoğrafla ilgilenmelerinin dışında?
Sinem: Şöyle söyleyebilirim, ben ilk galeriyi kurduğum zaman çizginin özellikle hem uluslararası fotoğraf sanatçılarından yani yer edinmiş özellikle kendi janrında belli bir yere gelmiş olan ve öncülük etmiş olan sanatçılarla birlikte çalışmak istiyordum. Bir yandan da tabii ki de Türkiye’de çıkış yapan genç sanatçıları tamamiyle desteklemek istiyordum. Bir yandan da fotoğrafla yani geçimini bunun üzerine sağlamaya çalışan ve bunun üzerine kendilerini tamamiyle odaklamış olan kişilere bir platform sunabilmek istiyordum. Dolayısıyla da orada aslında çok net bir ayırım var. O dönemde çok az galeri hiç yok gibi diyebiliriz, Galerist mutlaka vardı o dönemde yabancı sanatçı gösteriyordu. Bir şekilde Türk izleyicisine, hem yabancı sanatçılara bir yere gitmeden burada ulaşabilir hale getirmek hem sanatçılar açısından hem izleyici açısından. Aynı zamanda da tabii ki de genç sanatçıların kimler olduğunu ve bunun fazlasıyla aslında olduğunu ama işte maalesef yeteri kadar platform olmadığından dolayı da belki de bilmedikleri ama onlarla tanıştırmaktı, yani amaç buydu.
Yavuz: Çok kısa bir not belki çağdaş sanat, güncel sanat olduğunu belirtmeliyiz fotoğraf diye konuşurken.
Sinem: Doğru.
Yavuz: Biz bildiğimiz için çok şey yapmıyoruz ama çağdaş sanat içindeki fotoğraf.
Sinem: Doğru.
Yavuz: Ama bunun dışında da moda fotoğrafı,  vs. gibi sergilemelerin oluyordu.
Sinem: Tabii ki yani fotoğrafta çok geniş kavramları olan gerçi artık biz çok fazla janrlardan bahsetmiyoruz. Fotoğrafın kendisi de güncel sanatta çok farklı noktalara gelmeye başladı. hatta biz bunu yurtdışında sürekli sorguluyoruz yani bugünün fotoğrafı nedir ve nereye gidiyor diye bir medyum olarak en azından. Dolayısıyla da bir dönem bizim sokak fotoğrafçılığı veyahut belgesel fotoğrafı diyebildiğimiz janrlar artık hepsi birarada olmaya başladı. O da olabiliyor, o da olabiliyor, manzara da olabiliyor. Onun ötesinde işte insanları takip etmek veyahut da onların özeline girmek ya da görsel günlük diye tabir ettiğimiz eski bir janra vardı. Ama o da bunların içine girebiliyor. Dolayısıyla sınırlar artık pek kalmadı ama ilk etapta tabii ki farklı yönlerini göstermeye çalışıyorduk özellikle. Bu belgesel de olabilir, manzara da olur, işte dediğim gibi görsel günlük, sokak fotoğrafçılığı, vs.
Merve: En çok zorlandığın galeriyi anlatırken ve güncel sanat kapsamı içinde fotoğrafın bir sanat eseri olduğuna dair yani bu çok eski bir tartışma ama neticede eminim hala bu senin karşına çıkıyordur.
Sinem: Evet, hala çıkıyor.
Merve: Bunu nasıl açıklayabilirsin? Nasıl açıklamak durumunda kaldın ya da?
Sinem: Yani bu tabii, konuştuğunuz konuya göre çok farklı şekillerde yaklaşmak gerekiyor. Neticede fotoğraf çok demokratik bir sanat medyumu diyebiliriz. Herkes nihayetinde fotoğraf çekebiliyor ve hepimiz doğduğumuz günden beri fotoğrafın içindeyiz. Aslında anlaşılmayacak ya da çok zorlanılabilecek bir alan da değil. Ama tabii önemli olan bir sanatçı kimliğini taşıyan kişinin bu konuda sürekli üzerine gidiyor olması ve bu anlamda “consistence” olması, yani bu çok önemli. Sonuçta belki daha kolay algılanabiliyor dışarıdan bilmeyen insanlar için ama bunun devamlılığı, sürekliliği ve yarattıkları işlerin üzerinden çok daha iyisini üzerine koyabiliyor olmak, gelişebiliyor olmak ve bunu çok uzun bir süreç tabii bu, bunu sürekli yapabiliyor olmak en önemli bence kaide aslında.
Merve: Peki satın alırken, sonuçta galeri ticari bir iş. Satılması konusu fotoğrafın Türkiye’de sorunlu demeyeyim ama daha zor mu sence? Çünkü neticede aynı galerici arkadaşlarım var ve anlayış sence farklı mı? Fotoğraf satın alan insanla.
Sinem: İlk başta gerçekten çok zordu. Ciddi dediğim gibi bir önyargı vardı sonuçta fotoğrafa karşı ama fotoğraf ve video artık sanırım bunları biraz aştı diyebiliriz. Tabii ki hala sadece işte resim prensibi üzerinden yani bir biriciklik, sonuçta fotoğrafın bir edisyon kavramı var. Tabiatı gereği çoğaltılması gereken bir dal. Fakat artık bu edisyon her şeyde var. Tabii ki videoda da var ama heykelde de var artık. Dolayısıyla bunun, izleyiciler daha da çok yurtdışında örnekleri gördükçe bu çok daha normlaşıyor. Artık bundan sonrasında medyum spesifik olarak değil de içerik anlamında yani güncel sanat olarak zaten bunu alıp almama üzerine tartışma söz konusu ama tabii hala bizde biraz bu  önyargılar var.
Merve: Daha geleneksel alıcılar olabiliyor.
Sinem: Evet, evet.
Merve: İyi bir galerici sence neleri, hangi özellikleri taşımalı? Pek çok galerici misafir ettik, tabii herkesin bakış açısı, vizyonu da farklı, galerinin bakış açısı da farklı. Senin için iyi bir galerici nasıl olmalı?
Sinem: İyi bir galeri sonuçta bence öncelikle her zaman için sanatçıları ön plana koymalıdır ve onların sonuçta kariyeri anlamında ilerledikleri noktada destek olabilecek ve yardımcı olabilecek ve onları anlayacak ve tabii ki de bir numaralı kural bence güven. Her şey bunun üzerine kuruluyor sonuçta, sanatta yaptığımız her şey bunun üzerine kurulu. Sanatçıların bunları hissedebiliyor olması gerekiyor ve onların iyiliğini, her zaman için üretecekleri işler anlamında arkasında durmak gerekiyor. Arkasında durduğunuz sanatçıyı zaten bence tamamiyle olması gerektiği gibi temsil edebilirsiniz diye düşünüyorum. Bunun için de çok şeffaf olmak gerekir. Bu tabii sanatçıyla olan ilişki. Aynı şekilde koleksiyonere de bir sorumluluğu var aslında bir galerinin. Sonuçta bugünü düşünmemek lazım, yarını da düşünmek lazım. Yeni koleksiyoner kazandırmak kolay bir şey değil. Onun için bu güveni, sevgiyi ve tutkuyu paylaşmak ve aşılamak gerekir. Bunu yapmak için de her zaman dürüst olmak gerekir. O kişiyi iyi tanımak, onun alacağı işin onun için uzun vadede bir anlam ifade edeceği bir şeyi onlara itmek gerekir, eğer iteklemekse bu. Dolayısıyla bu farklı aktörler yani veyahut da bizim hepimizin galeri anlamında dahil ettiğimiz birçok insan ve konuştuğumuz bir çok insan var. Bu yönde herkesle mümkün olduğunca şeffaf, güvenilir, tamamiyle onların aslında iyi yönde çıkarlarını ön plana koyarak hareket etmektir diye düşünüyorum.
Yavuz: Kendi koleksiyonerlerini oluşturdun bir bakıma.
Sinem: Doğru.
Yavuz: Peki direkt fotoğrafla ilgilenen, doğrudan sadece fotoğrafa yönelmiş bir koleksiyoner grubundan söz edebilir miyiz Türkiye’de?
Sinem:  Bir grup çok az. Hala tek elle sayabileceğim adetlerden bahsediyoruz. Çok, çok az ama tabii ki şu çok önemli tek, sadece fotoğraf üzerine koleksiyonerlik yapmak da çok belki Türkiye için ileri bir durum olabilir. Çünkü fotoğrafın da çok farklı katmanları var. Koleksiyon yaptığınız zaman sadece fotoğraf üzerine odaklandığınızda, unutmamak lazım ki fotoğraf da aslında bir obje olarak algılanıyor. Dolayısıyla baskıların dönemleri, sanatçının yaşadığı dönem, işte birtakım farklı ayırımlar var. İşte bir vintage baskı olayı diyoruz biz buna ya da bir modern baskı ya da ondan sonrasında sanatçının son döneminde üretmiş olduğu baskılar ve yaşamından sonra üretilmeye devam edilen mesela vakıf tarafından üretilen baskılar var. Bunların hepsi onların piyasa değerini etkiler. Bunun için de iyi bilmek lazım. O dönemlerdeki, farklı dönemlerde üretilmiş olan baskı tiplerini iyi analiz edebiliyor olmak lazım, eksper olmak gerekiyor. Dolayısıyla o biraz daha ileriye dönük bir şey olabilir fakat güncel sanatta yani daha doğrusu çağdaş sanat toplayan ya da koleksiyon yapanların sonuçta ekledikleri fotoğraflar çok fazla sayıyla arttığı için, bu daha çok genişleyen bir seyirci kitlesi olduğunu söylemek çok doğrudur ama spesifik olarak fotoğrafa belki odaklı değil gerçekte.
Merve: Şimdi isterseniz Sinem’in bizim için seçtiği şarkıyı dinleyelim. Bill Withers. Ain’t No Sunshine.

Merve: Elipsis Gallery’nin kurucusu Sinem Yörük’le beraberiz. Ain’t No Sunshine When She’s Gone. Sinem, galeriyi kapattığını duyurdun yakın zamanda.
Sinem: Evet, doğru.
Merve: Başka daha iyi şeyler, daha iyi demeyeyim zaten Elipsis çok iyiydi ama farklı şeyler yapmak istiyorsun.
Sinem: Evet.
Merve: Hem kapatmanın  hikayesini çok kısaca, bir olumsuzluk ötesinde başka şeylere de vakit ayırabilmek için olduğunu biliyorum hem de ne yapacaksın?
Sinem: Evet yani aslında bu, çok olumsuz olarak bakmamak lazım çünkü bu bilinçli verilmiş bir karardı. Neticede galeri 7,5 yıldan beri belli bir çizgide devam etti ama şu noktadan sonra tabii insan gelişiyor, farklı yerlere geliyor. Sanatçılar için de aynı şey geçerli ve bu bir tutku, bu tutku değişmiyor. Dolayısıyla bununla beraber üzerine bir şeyler daha katmak ya da katmanlar koymak, proje bazında farklı şeyleri yapabilmek. Çünkü mekan aslında insanı bağlayabilen de bir şey.
Merve: Ve temsil ettiğin sanatçılar tabii.
Sinem: Evet, aynı şekilde. Dolayısıyla biraz hava değişikliği diyelim belki de. Bununla birlikte biraz beslenmeye ihtiyacım olduğunu düşünüyorum şu noktada. Hepimizin buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla biraz farklı bir yerde, yani Londra’ya gidiyorum. Orada gene tabii ki fotoğrafın içerisinde olup, güncel sanatın içerisinde olarak birtakım projeler geliştirerek daha sonrasını göreceğiz. Çok net her şey belli değil belki bu noktada ama bunun üzerine bir şey koyabilmek için aslında atılmış, daha üretken belki de olmak, daha ileriye taşıyabilecek. Çünkü dediğim gibi, mekan şu noktada artık biraz zorlamaya başlıyordu.
Merve: Mekanla sınırlı kalmakla ilgili olarak.
Sinem: Evet, evet.
Merve: Mekanla ve tabii belli temsil ettiğin sanatçılar var ama Elipsis biraz önce de konuşuyorduk, Türkiye’deki güncel sanat ortamı için gerçekten çok önemli bir değerdi ve pek çok kapılar açtı. Bize bir sürü sanatçı tanıştırdı. Aynı zamanda birtakım kazanımlar da oldu. Özellikle burada Şahin Kaygun’la ilgili yaptığın çalışmalardan söz etmek isterim. Belki kısaca sen bahsedebilirsin.
Sinem: Tabii. Şahin Kaygun’la çalışmak gerçekten çok heyecan verici. Ben kızı Burçak’la yaklaşık 5 yıldan beri arşivi üzerine çalışıyoruz ve Pandora’nın kutusunu açmak gibi bir şey bu. Özellikle bu kadar fotoğrafın içinde olan bir insan olarak ve çok fazla iş var, inanılmaz üretken bir insan. Tabii ki maalesef daha önce de belirttiğim gibi dönemden dolayı, 90’ların başında kaybediyoruz kendisini. Teknolojik bir kere sıkıntılardan dolayı dijitale aktaramama, yetersizlik var. Bundan dolayı da bir jenerasyon var ki, aslında haberdar değil doğal olarak. Bunu artık tekrar ortaya koymak, o dönemlerde özellikle 70’ler ve 80’ler, yani 70’lerin ortası ve 80’lerde çok avangart bir yaklaşımı var yani Türkiye’de o dönem için. Bunun tekrar gündeme oturtulması ve bu sanatçıyı tekrar uyandırmak mı diyeceğim bilmiyorum ama.
Merve: Ve arşivlemek değil mi?
Sinem: Arşivlemek. Tabii ki arşivlemek yani o arşivin içine girip ne var ne yok diye.
Merve: Başka sergilere de yol açtı, keza senin yaptığın sergiden sonra.
Sinem: Şu anda İstanbul Modern’de sergileniyor 3 ay kadar da açık kalacak. Çok da iyi bir sergi oldu, herkesin çok içine sindi. Tabii kolay bir şey değil, 20 yıldır olmayan bir sanatçının da hakkını vererek bunu yapmanız gerekiyor. Buna özellikle çok dikkat ettik. Hep sanki o oradaymışçasına bu bence benim için önemli. En azından ilk noktada bu çok önemli. Bundan sonrasında küratörlerin düşünüp onun üzerinden ne yapabiliriz o tabii onların takdiridir ama ilk etapta bir sanatçıyı uyandırdığınızda tekrar biraz dikkatli olmak gerekiyor. Yanlış temsil edilmemesi gerekir en azından.
Merve: Bu tabii aslında Şahin Kaygun özelinde çok değerli bir çalışma oldu ama aynı zamanda senin galerini de bir şekilde bir örneklemek de istediğimiz için sormak istedik. Aynı zamanda tabii ilk sergisini de Elipsis’te açan sanatçılar da oldu. Elipsis sonrası sanatçılar ne olacak?
Sinem: Elipsis sonrası sanatçılar, bizim sanatçılarımızdan bahsediyoruz herhalde.
Merve: Evet.
Sinem: Valla şu anda aslında öyle bir noktada ki sanatçıların hepsi hem solo sergileri, bir iki üç belki defadır ve farklı projeler, kitap yayınlamak olsun, veyahut da yurtdışındaki festivallerde kendilerini gösteriyor olmaları, yurtdışında temsiliyet, bienallere katılıyor olmaları aslında onlar için de bir dönüm noktası bu. Çünkü belli bir noktadalar zaten, belli bir noktaya geldiler. Bundan dolayı da aslında onlar için de daha farklı bir yere kendi işlerini götürebilmek adına da güzel bir deneyim olacak onlar için. Herkesin biraz itilmeye ihtiyacı vardır belki. Zorla biraz dışarıya çıkmaktır bu ama dışarıya çıkmak bir dönüm noktası olabilir onların işlerinde. Bunun olacağına da gerçekten inanıyorum, sonuna kadar inanıyorum. Hepsi zaten şu anda yurtdışındalar. Serkan şu anda, Serkan Taycan Brezilya’da bir süre. Geri gelecek ama tekrar gidecek. Yusuf Sevinçli, New York’ta uzun süre ve yaklaşık 1 yıl kadar orada olacak. Civan zaten, Civan Özkanoğlu orada, oraya geri döndü. Seza Bali aynı şekilde şu anda Amerika’da. Metehan farklı projeler üzerinde çalışmaya başladı ve o İzmir’de.
Merve: Aslında bir galerinin kapanması, yani genelinde de bir galerinin kapanması bir sanatçı için ne demek?
Sinem: Aslında nasıl kapattığınızla da çok alakalı bir şey. Ben sonuçta sanatçılara mümkün olduğunca yani bu kararı vermek çok zor bir karardı tabii ki ama neticede karar verdikten sonra ilk söylediğim insanlar onlar oldular. Hepsiyle çok uzun uzun konuştuk. Bunları tarttık. Ne oluyor, ne bitiyor, bu ne anlama geliyor bunun üzerine de çok konuştuk. Konuştuktan sonra da ve herkesin rahatlama dönemine geldikten sonra zaten bunu bir şekilde duyurduk. Neticede biz son bir sergiyi de yaptık şu anda zaten son haftasına girdik. “Düşünmen Yetmez” Nazım Hikmet Dikbaş’ın gerçekten inanılmaz küratörlüğünde hep birlikte çalıştık ve bu çok keyifli bir süreç oldu. Sonuçta bunu yaşayabiliyor olmak, hep birlikte son bir kez herkesin biraraya geldiği ki, Elipsis Gallery hiçbir zaman tüm sanatçılarından oluşan bir karma sergi yapmadı. Ama bununla bir veda ediyor olması aslında bence çok anlamlı.
Yavuz: Ne zaman bitiyordu?
Sinem: Bu Cumartesi bitiyor.
Yavuz: Onun da duyurusunu yapmış olalım.
Sinem: 6 Aralık’ta, saat 18 itibariyle galerinin kapılarını kapatıyoruz.
Yavuz: Peki sen tabii biraz daha dönüşümle, biraz kendini dönüştürmekle başka bir şey oluşacak belki. Çok olumsuz konuşmuyorsun ama Türkiye’deki, genel bir soru soracağım. Genel işleyişle, hem galericilik olsun hem başka senin olumsuz bulduğun, olumsuz mu bakıyorsun? Olumsuz bulduğun noktalar neler?
Sinem: Aslında çok olumsuz bakmak değil ama tabii ki buradaki birtakım işleyişleri çok da doğru bulmuyorum açıkçası. Sanat dediğimiz şey zaten paylaşımla alakalı bir şeydir ve paylaştıkça motivasyon oluşturan bir şeydir. Bu paylaşımın çok olmadığı bir ortamda, gelecekle ilgili zaten ülkede belli kaygılar söz konusu. Bunları dile getirmenin ötesinde zaten sanatın içeriğini konuşmak beni ilgilendiriyor daha fazla. Sergileri gezdiğimiz zaman da, sanatçılarla da konuştuğumuz zaman, bu gibi şeyler insanları besler zaten. Olumlu, olumsuz eleştiri nasıl oluyorsa ama bunun oluyor olması gerekiyor. Maalesef pek bir eleştiri olması çok söz konusu değil burada. Bu konuşmalar ve bu paylaşımlar olmadığı sürece ve başka yani işlevsel anlamda Türkiye’de galericilik veyahut da çağdaş sanattaki problemler üzerine yoğunlaştığınızda da bu bir şekilde üretkenliği öldürüyor. Ben böyle düşünüyorum. Bundan çıkmak lazım bence öncelikle. Sanatı tekrar konuşuyor olmamız gerekiyor, birinci öncelik bence o.
Yavuz: Eleştiri eksikliğinden söz ediyorsun.
Sinem: Evet, evet. Bunları yapabilirsek eğer tabii ki tekrar heyecanlı bir ortam oluşabilir ama bir rekabet bile var mı, yok mu bundan bahsetmek bence çok. Rekabet besleyen bir şeydir, olması gereken bir şeydir. Hem sanatçılar arasında hem galericiler arasında. Ne kadar daha iyi sergiler konulursa, o kadar daha iyisini yapmak ister insan. Ama şu noktada dediğim gibi çok fazla buna rastlamıyoruz maalesef. Tabii ki bir iki kurum var, onların sergilediği işlerin zaten öyle olması gerektiğini düşünüyorum ben. OK ama o da yeterli değil, yeterli değil.
Merve: Bu notla belki bitirebiliriz. Evet. Yeterli değil ile.
Yavuz: Yeterli değil ile bitirebiliriz.
Sinem: Ama negatif anlaşılmasın.
Merve: Umarım Sinem bir daha programa konuk olduğunda, yeterli…
Sinem: Olan ne?
Yavuz: Olan kısmından devam ederiz. Çok teşekkürler katıldığın için.
Sinem: Ben teşekkür ederim.
Merve: Teşekkürler Sinem. Haftaya görüşmek üzere.
Yavuz: Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın.

Advertisements

One response to “SİNEM YÖRÜK

  1. Pingback: 2 Aralık 2014 Salı (291. Hafta) | _Kainatın Tüm Seslerine, Renklerine ve Titreşimlerine_ AÇIK RADYO·

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s