TANKUT AYKUT

Programı Dinlemek İçin |

Yavuz: Merhaba, Güncelleme programını dinliyorsunuz. Bu programda güncel sanat aktörlerini misafir edip, onları tanımaya çalışıyoruz. Bugünkü programımızın konuğu galerici Tankut Aykut. Hoşgeldin Tankut.
Tankut:  Merhaba.
Merve: Hoşgeldin Tankut. Pek çok, başka kimliğinin dışında galerici kimliğinle aslında, belki de en çok o kimlikle buradasın diye düşünüyorum.
Tankut: Bir tek o kimlik kaldı zaten. Diğerleri elendi zaman içinde.
Yavuz: Teşekkür ederiz katıldığın için. Belki biraz seni kısaca tanıtabilirim. Eklemek istediğin bir şey olursa sen üstüne ya da yanlış söylediğim bir şey olursa sen düzeltirsin. Aslında Açık Radyo eski programcısısın. Burada olmandan o yüzden ayrıca mutluyuz. Sabancı Üniversitesi Kültürel Çalışmalar Bölümü’nden, lisanstan mezunsun. Sonra Bremen’de okudun değil mi,  Jacobs Üniversitesi’nde?
Tankut: Evet,  siz çalışma yapmışsınız.
Yavuz: Yüksek lisansını yaptın Bremen’de. Daha sonra Rampa Galeri ve Dirimart gibi galerilerde yöneticilik yaptın.
Tankut: Yani Rampa’da junior’dım tamamen çünkü yeni dönmüştüm Almanya’dan. Çok da bayağı her şeyi öğrendiğim hands on, iyi bir süreçti ama 8 ay çalıştım. Çok sınırlıydı erişimim olan şeyler.
Yavuz: Bunun dışında sinema tarihi dersi veriyorsun, veriyordun.
Tankut: Verdim, o da biraz kucağımda bulduğum mezun olduğum üniversitede evvelden asistanlığını yaptığım bir dersti. Sonra hocası ayrılınca vermeye başladım. İyi bir iş yaptım herhalde ki bir süre daha verdim ama zaten geçici bir şeydi.
Yavuz: Hangi üniversitede?
Tankut: Sabancı Üniversitesi’nde.
Yavuz: Bunun dışında da bir de romanın var, “Geçen Kış”.
Tankut:  Siz bayağı şey, yani zor değil gerçi bunlara ulaşmak ama yine de sürpriz oldu. Evet, bir de öyle bir şey de becerdim.
Yavuz: Ama Merve’nin de dediği gibi galerici olarak, senin de söylediğin gibi tek kalan. Galeriyi açma fikri nasıl oluştu? Motivasyonun neydi? Belki böyle bir soruyla başlayabiliriz.
Tankut: Tabii tabii. Birkaç fikir birden…
Merve: Galerinin adını da bu arada kendi adın olduğu için söylemedik ama Tankut Aykut galerinin adı da.
Tankut: Evet, Galeri Tankut Aykut. İlk sergiyi açalı 8 ay olacak, adını koyup da orada birtakım faaliyete başlayalı neredeyse 1 yıl olacak. Galata’da, kuleye çok yakın. Büyükhendek Caddesi’nde. Oldukça mütevazi şartlarda bir galeri. Galeri açma fikri doğal olarak zaman içinde kendi kendine gelişti. İleride hayatta ne yapacağımla ilgili mevcut birkaç senaryodan biriydi. Diğerleri elendikçe o tek kaldı ve galeri açmak ne kadar gerçekçi bir senaryodur bilmiyorum ama en gerçekçi sona dönüştü ve ona başladım. Fakat nasıl oldu ya da o fikir nereden çıktı dersen, zaten sanat tarihi, sanat teorisiyle ilgileniyordum. Biraz da akademik bir ilgim vardı fakat yüksek lisansımı yazarken birtakım sanat tarihi okumaları, otobiyografiler, biyografiler filan okurken o galerici tiplemesiyle özdeşlik kurmaya başladım ve çok hoşuma gitti. Derken o fikir kendi kendine yaptığım işlerle de gittikçe büyüdü ve gelişti, sonra da gerçeğe dönüştü.
Merve: Peki senin için bir galeri açmaktaki motivasyon neydi? Bu kişisel hikayenin ötesinde İstanbul’da bir galeri açmanın, seni teşvik eden şey nedir?
Tankut: Yine birkaç şey birden. Bu arada iyi girdiniz yani. Ağır sorular, hem çalışılmış. Ben biraz daha havadan, sudan, radyodan konuşuruz diye ummuştum.
Merve: Yok, süre kısıtlı direkt giriyoruz.
Tankut: Tamam. Birincisi tabii ki çok zevkli olacağını düşündüm. Zevkten kasıt, hayatta başka herhangi bir şekilde maruz kalmayacağınız bir dünyaya maruz kalıyorsunuz. Bir şeyleri çok aradan görüyorsunuz, bir kesit alıyorsunuz. İşin tabii ki hem maddiyat bölümü var, öte yandan sanattan bahsediyoruz ama güncel sanattan bahsediyoruz. Birtakım işte piyasası oturmuş sanat eserlerinden de bahsetmiyoruz. Yani ne yaptım, biraz öğrencilik yıllarımda siz de hafif özetlerken ima etmiş olduğunuz gibi biraz burnumu çok fazla yere soktum. İşte bu Açık Radyo da olur, üniversitedeki birtakım çalışmalar olur, biraz küçük yaştan çocuk yaştan biraz da aile çevresiyle zaten şeye çok expose olmuştum kültür sanat alanının farklı farklı veçhelerine. O yüzden işte o veçhelere güya maruz kaldığım için, birazcık onlara hakimmişim gibi hissederek oradan aldığım bir cesaretle bu galericiliğin dünyayı gördüğü o ara yerden bakıp, oradan bir değer yaratacağıma inandım ama tabii ki her şey niyet aşamasında hala.
Merve: Nasıl bir değer yaratmak? Bir galericinin asli görevi sence nedir? diyeyim. Galeriyi de tanımış olmak için soruyorum.
Tankut: Yok tabii haklı olarak keza beni de tanımış oluyorsunuz bununla birlikte. Zor, birincisi yani birkaç değer birden tabii ki ama öncelikleri belirlemekte fayda var. İlki ne olursa olsun düzgün bir işletme ortaya çıkartmak. Bu düzgün işletmeye orasından burasından bir şekilde eklemlenen herkesin de memnun kalacağı sonuçlar çıkarmak. Değerden kasıt sonuç itibariyle burasıyla maddi özellikle ama belki de biraz da manevi ilişkisi bulunan herkesin tatmin olmasını sağlamak. Zaten bir ilişkiler ağının ortasındaydım, bu ilişkiler ağının ortasındayken adını koyup da bunu kurumsallaştırınca bu ilişkilere bir şekilde dahil olan herkesin oradan iyi değerlerle ayrılmasını ummak. Ama böyle daha somut, daha iyi şeyler demeye çalışabilirim Merve ama birtakım cümleler kurup sonra mahçup olabilirim. Çok idealist ve çok soyut laflar. Belki biraz daha ısınsam söyleyebilirim ama şimdi çok erken, soyut ve birtakım idealist laflar etmek için. O yüzden şu gerçekçilikte kalalım.
Yavuz: Peki başlarken çekincelerin oldu mu, galeriye?
Tankut: Çok da olmadı biraz yani tabii ki oldu. Daha doğrusu beni çekincelere yönlendiren pek çok, yanı başımda sevdiğim insanın sözleri oldu ve haklılardı, hala da haklılar. Onları da birebir yaşıyorum da. Fakat zaten aklım böyle bir karış havada şekilde ne zamandır yapmak istediğim bir şeyi sonunda yapıyor olmanın bir çeşit sarhoşluğuyla yapıverdim.  O yüzden çok fazla şey düşünmedim aşama, aşama çekinceler, sakıncalarla düşünmedim.
Yavuz: Biraz daha bir de kollektif yani yardım şeklinde de gelişti değil mi? Hem sanatçılar hem yakın çevren çok yardım etti diye biliyorum.
Tankut: Tabii, tabii ki. Başka türlü de zaten zor olurdu. O da mevcut zaten bir ilişkiler ağının ortasındasınız, orada zaten size bu rol aşağı yukarı biçiliyor. Ben de o rolü layığıyla oynamak istiyordum. Yani ben, Aa ben galeri açacağım diyince yakın çevremde şaşıran pek de kimse olmadı. Sonra ilk sergi karma bir sergi ve çok kalabalık bir sergiydi. Hele ki benim mekanımın şartlarında oldukça kalabalık bir sergiydi. Onunla beraber bir yol almaya başladık.
Merve: Temsil ettiğin sanatçılar, neticede Batı’lı anlamda bir galeriden söz ediyoruz. Temsil ettiğin sanatçılar var. Bu sanatçılar sanırım anladığım kadarıyla çoğunluğu zaten arkadaşın, senin çevrende bulunan yakın daire.
Tankut: Yani galeriden evvel de ahbaplığım olan insanlar.
Merve: Evet. Bunu bir tanımlama olarak söyleyebilir miyiz? Kendi, yaş olarak mı denklerin veya bir tanımlaman var mı temsil ettiğin sanatçılar için?
Tankut: Yok, yok. İki cevap birden. Birincisi, henüz kimseyi temsil etmiyorum hala. Bir dahaki Eylül’e kadar da temsilliyet antlaşması üzerinden hareket etmeye…
Merve: Temsiliyet derken daha uzun vadeli anlamında.
Tankut: Daha uzun ama bir taraftan da evet yani sonuçta galeride de zaten yani herhangi bir galeri işletmesinde en alasında bile her şey aslında zaten kağıt üstünde değil. Bütün şimdiye kadar sergi açtığını, bundan sonra da en azından programda belli olan sergi açacağım kişilerin çoğu benim galeri açmaktan evvel de bir ahbaplığım olan insanlardı. Ama yine de büyük bölümü benim bu sektörde çalışmaya başladıktan sonra tanıdığım kimselerdi. Bir de evet yani, o arkadaşlık var arkadaşlık var, çevre var çemberler var, içiçe bir sürü çember var filan. Yani çok samimi, böyle hani uzun fazla zaman geçirdiğim kimselerle henüz o şey, maddi ilişkiye girmedim zaten. Orada birtakım dirsek temasları, flörtler, danslar, devam. O yüzden böyle uzaktan, dışarıdan nasıl gözüküyor bilmiyorum ama çok çok da küçük bir arkadaş grubunun ortaya çıkardığı bir hareket değil.
Merve: Ne şekilde o zaman karar veriyorsun? Sergilerini yapacağın sanatçılarla ne şekilde çalışıyorsun?
Tankut: Yine birkaç karar birden, birincisi doğal olarak üretimlerini seviyor olmam lazım. Ona öncelikle aşina olmam lazım. Yakın hissediyor olmam lazım. Onlarla beraber çalışmayı ve ufak bir maceraya girişmeyi gözüme kestiriyor olmam lazım. Karşılıklı ikimiz birden yani hem sanatçı hem benim öğrenme sürecinde olduğumuza kani ve karşılıklı biraz anlayışlı davranma sermayemizin olması lazım. Bir de tabii ki işin biraz daha politik bir tarafı var. Farklı komüniteler var sanat dünyasının içinde ve farklı sanatçılar, farklı komünitelere çengel atmak, onlarla beraber olmanın bir avantajı var. O yüzden de A’nın ardından B geliyor, sonra C geliyor. Hep A, A, A diye gitmiyoruz yani. Farklı birtakım alanlara, segmentlere çengel atoyorum, öyle.
Yavuz: Aslında galerideki, şu ana kadar da gösterdiğin sanatçıların bir kısmı Sabancı Üniversitesi’nden mezun senin gibi. Türkiye’deki sanat eğitimiyle ilgili ne düşünüyorsun?
Tankut: Yalnızca ilk sergi 14 kişilik bir karma sergiydi, orada 8 kişi vardı Sabancı mezunu. Ondan sonra 4 sergi yaptık. Şimdi önümüzde de bu senenin sonunda toplam 8 sergi belli veya fazla, hırslı bir program ama onların içinde ilk sergiden sonra toplam yapacağım 12 sergi içinde Sabancı mezunu sadece 1 tane arkadaşım var. O yüzden aslında o sayı belki biraz yanıltıcı olabilir. O ilk komünite havası biraz ilk sergiye mahsustu. Hala galerinin genel takip edilirliği ve etrafında ilk cemaat biraz Sabancı Üniversitesi ile ilişkili bir cemaat ama o kadar da doğru değil bir taraftan devamlı sanki üniversite ile gidiyormuşum gibi. Onu çok, çok yargılayacabilecek durumda olmayabilirim. Bir tek şu konuda çok eminim, biraz şanslı çok iyi bir kuşaktık biz Sabancı Üniversitesi’nde bir 3-4 kuşak. Bu hem Görsel Sanatlar Bölümü’ndeki hem de benim gibi Kültürel Çalışmalar Bölümü’ndeki insanlar için. 3-4 kuşaktan da toplam zaten mezun 50-60-70 kişi filandık. Profesörler çok motiveydi. Biz birtakım akıllı insanlar aynı masa etrafında birbirimizi bulduk. Onun biraz istisnai bir şey olduğunu düşünüyorum. Benzer bir şey 90 sonlarında herhalde Bilkent’te vardı. Biraz daha öncesinde belki 9 Eylül’de vardı benzer bir şey. O biraz tesadüfi. Dünyanın çeşitli üniversitelerinde böyle birtakım kuşaklar olmadık yerlerde olur. Bu çok bel bağlanacak, büyütülecek bir şey değil ama biraz şanslıydık orada.
Yavuz: İsterseniz müziğe geçelim. Şimdi Tankut Aykut’un Güncelleme programı için seçtiği şarkıyı dinleyelim. Tülin Yakarçelik’den Hayal Ufkunda Uçan Binbir Renkler.

Merve: Tekrar Tankut’la birlikteyiz. Tankut daha önce galeri deneyimlerin olmuştu. Dirimart’ta kaç sene çalıştın?
Tankut: Toplam 10 ay.
Merve: 10 ay mı, peki. Ama neticede Türkiye’de galerilerde deneyimlerin oldu. Sence galericilik öğrenilen bir şey mi? İçgüdü mü? Türkiye’de bu bilgi aktarılıyor mu? Kimleri örnek aldığını söyleyebilirsin ya da örnek iyi veya kötü anlamda da olabilir.
Tankut: Tabii. Galericilik öğrenilen bir şey pek değil. Tabii ki bir sergi organizasyonu, işin pratik tarafları öğrenilebilen bir şey. Öte yandan piyasadaki birtakım aktörleri tanımak için belli bir yerde daha önce çalışmış olmak çok avantajlı ama galericiliğin doğrudan kendisi yani X’in bilmemneye denk olduğu bilgisi, hem ancak yaparak öğrenilen bir şey hem de yani insanın kendi kendine geliştirmesi gereken bir bakış açısıyla belirebilecek bir yaklaşım. Fakat tabii ki evvelden çalıştığım yerlerin bana çok katkısı oldu ve hiçbir şey olmasa cüret etmemi sağladı ve cesaret verdi. Fakat yine de şeyim oldukça sınırlıdır, expose olduğum şeyler. Rampa’daki tecrübem zaten oldukça sınırlı ama bir taraftan da hands on bir şey yapmak oldukça avantaj. Ayrıca yani şahane bir patronajla böyle orada 8 ay çok iyi bir zaman geçirdim. Dirimart’taki tecrübem biraz daha farklı, orada biraz daha sorumluluk sahibiydim. Rampa çok idealist bir yerdi, Dirimart gerçekçi bir yerdi. O ikisinin farkları ve aradaki farklılık, onu kıyaslayabilmenin benim açımdan lüksü ve bana katkıları tabii ki çok yüksek. Öyle.
Yavuz: Dirimart’ta eş-direktör müydün?
Tankut: Evet, eş-direktördüm, direktördüm. Yani zaten dediğim gibi şey, tabii Dirimart’ta çok fazla işin içinde olan aktörle tanıştım fakat oldukça da kısa süre çalıştım, bir aralıklı 3,5 ay sonra bir askere gittim döndüm, 7 ay daha öyle.
Yavuz: Peki o kısa sürede gördüğün, böyle bir kıyas gibi yapacak olursan, bir galeride yönetici olmakla galeri sahibi olmak ne yönden avantajlı diye sorabilirim.
Tankut: Yani herhangi bir yerde yönetici olmanın tabii ki riske ortak olmamak gibi bir lüksü var ve çok tatlı bir şey. Öte yandan da işte tekrar, müdahale edebileceğiniz erişiminizin olduğu alanlar tabii ki çok kısıtlı doğal olarak. O yüzden de büyük bir fark var arada tabii ki. Hakikaten de her galerici kendi galerisini yönetiyor olmalı zaten. Başka türlüsü de bana çok zor geliyor. Cins cins modeller var elbette. Biraz daha işletme sistemine ait tartışmalar. Galericilikte işte o aradaki adamsınız ya da kadınsınız ve hem oradaki birtakım pratik, organizasyonel işlerden sorumlusunuz hem de o işin doğasına ait birtakım başka şeyleri de yine sizin bizzat kendinizin yapması gerekiyor bence.
Merve: Türkiye’de veya dünyada örnek aldığın, beğendiğin galeri var mı, galerici var mı? Türkiye’de kimleri takip ediyorsun? Büyük ihtimalle hepsini takip ediyorsun ama…
Tankut: Tabii ki.
Merve: Neticede galerini üzerine kurguladığın, benzer şekilde kurguladığın yerler, kişiler var mı?
Tankut: Galiba yok.
Yavuz: Ben söyleyeyim var.
Tankut: Var mı?
Yavuz: Şimdi yine çalışmışsınız diyeceksin ama bir yerde bir isim vermiştin. Bir galerici.
Tankut: Söyle.
Yavuz: Julien.
Tankut: Julien Levy. Ama tabii o şey, Arshile Gorky’nin galericisi. Ben master tezimi de Arshile Gorky üzerine yazmıştım ve Julien Levy’nin de hem otobiyografisi hem biyografisi bayağı ilham verici olmuştu ama farklı bir modeldi Julien Levy. Ama bayağı şey, dediğim gibi ilham verici Julien Levy. Ama çok modern ve farklı bir dünya maalesef. Çok kısıtlı bir New York dünyası.
Merve: O zaman günümüze geri dönersek…
Tankut: Dönebiliriz.
Merve: Günümüze geri dönersek, Türkiye’den özellikle örnek aldığın birileri var mı? takip ettiğin ve örnek alıp kendini yakın gördüğün.
Tankut: Yani zaten işte siz de biliyorsunuz, programın dinleyicilerinin de bir bölümünün bildiğine eminim, zaten bir avuç insanız nihayetinde ve evet, bazı figürlerin birtakım unsurlarını beğeniyorum ve yakın hissediyorum. Bazılarının diğerlerini beğeniyorum ve yakın hissediyorum ama doğrudan birebir kendimi çok yakın hissettiğim birini söyleyemeyebilirim fakat hem dostluklarından, hem böyle abiliklerinden, hem işte beraber çalışmış olmaktan iş arkadaşı olarak Özil kardeşler, Hazer ve Dağhan Özil bana ilham verici olmuşlardır.
Yavuz: Çalıştığın sanatçılara Türkiye’deki koleksiyonerlerin bakış açıları nasıl oluyor? Yani yeni, genç olduklarını düşünerek de soruyorum biraz.
Tankut: İki şey birden. Türkiye’deki koleksiyonerlerle ilgili zaten temel bir yargıda bulunabilecek durumda da değilim o kadar. Tanıdığım insanlar bir avuç insanlar. Türkiye’deki koleksiyonerler de zaten bir avuç koleksiyoner ama yine de daima birbirine eklemlenen, böyle petek petek genişleyen farklı dünyalar var. Ne benim erişimimin olduğu ne de kendi aralarında birtakım erişimlerin olduğu. Ama yani sonuçta bu bir tek şeyin cevabı, bu konuda hakikaten bir yargıda bulunamayacağımın cevabı. Öte yandan zaten hani galeri açtıysanız biraz da kendi koleksiyonerinizi yaratmayı gözünüze kestirdiyseniz ona başlayabiliyorsunuz. Benim için de bazen çok sürpriz, benim de tanışmadığım evvelden aşağı yukarı bizim yaşımızda alıcılarım oldu ve en büyük tatmin tabii ki onlarla iş yapmak. Benim işimin de sürdürülebilir olduğuna dair en iyi işaret onlarla işte birtakım böyle transaction’lar yapıyor olmak.
Merve: Son, çok çok kısa bir soru. Risk almayı sever misin? Satabileceğin işi mi sunmayı tercih ediyorsun? Yoksa sen zaten inandığını sergilediğin takdirde, ticari bir iş neticede.
Tankut: Her işte olduğu gibi bir denge tutturmak, bir kıvam tutturmak, işte tadını kaçırmadan bir şeyi sürdürülebilir kılmak. O yüzden de yani biraz da yapa yapa oluyor. Bir şey ekliyorsunuz sonra bir şey çıkarmanız gerekiyor, sonra bir şey daha ekliyorsunuz ve bir kıvamı değişen şartlarda sürdürmeye devam ediyorsunuz.
Merve: Belki birkaç sene sonra evet tekrar konuştuğumuzda daha farklı bir konuşma olabilir belki de. Teşekkür ederiz Tankut. Çok keyifli bir program oldu.
Tankut: Ben teşekkür ederim.
Yavuz: Yarın açılışın var.
Tankut: Yarın açılışım var. 5 Kasım Çarşamba Bora’nın, Bora Başkan’ın sergisi. Çok teşekkürler evet, herkesi bekleriz, çok da güzel bir sergi olacak.
Yavuz: Çok teşekkürler katıldığın için. Haftaya görüşmek üzere.

Advertisements

One response to “TANKUT AYKUT

  1. Pingback: 4 Kasım 2014 Salı (287. Hafta) | _Kainatın Tüm Seslerine, Renklerine ve Titreşimlerine_ AÇIK RADYO·

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s