ASLI SÜMER

Programı Dinlemek İçin |

 

Yavuz: Merhaba. Güncelleme programındayız. Bu programda sanatçıları, küratörleri, yazarları, eleştirmenleri, galericileri, kısaca sanat profesyonellerini konuk ediyoruz her hafta. Eski programları dinlemek için guncellemeblog.wordpress.com/ adresine tıklayabilirsiniz. Orada hem deşifrelerini hem de kayıtlarını bulabilirsiniz, bunu da söylemek istedim. Bugün yanımızda galerici Aslı Sümer var. Hoşgeldin Aslı.
Aslı:  Hoşbulduk.
Yavuz: Teşekkür ederiz geldiğin için.
Aslı:  Ben teşekkür ederim.
Merve: Aslı hoşgeldin tekrar.
Aslı: Hoşbulduk.
Merve: Öncelikle biraz seni tanıyarak başlayalım. Şu anda ArtSümer adında bir galerin var. Fakat bundan önce, kurumsal bir hayattan geliyorsun. Öncelikle bu işe senin nasıl girdiğini öğrenmeyi isteriz.
Aslı: Tabii. ArtSümer 9 yaşında aşağı yukarı, 2005 doğumlu. Ondan evvel ben bir 10 sene kadar kurumsal hayatta çalıştım. Nedense öyle bir kurumsal hayat, kariyer hayatı uygun görmüştüm kendime ama annemin herhalde böyle bir galerisi olması nedeniyle. Biraz bu hayatın içinde büyümüş olmak bir şekilde sanırım ruhuma işlemiş olsa gerek ki kurumsal hayatın çok bana hitab etmediğini anladığım gün uzun bir düşünme süresinden sonra New York’da bir sanat programına yazıldım, oraya gittim. Dönüşte de böye bir karar aldım. İşte aşağı yukarı 9 seneyi doldurduk.
Merve: Peki seni, çünkü annenin galerisini devam ettirmedin, kendin yeni bir galeri kurdun. Daha çok güncel sanatçıları temsil eden bir galeri kurdun. Farklı bir alana gitmenin sebebi neydi? Neden güncel sanatçılarla çalışmak istedin?
Aslı: Aslında ben, annemin galerisi Kile Sanat Galerisi’ydi. Çok da iyi tanınan, bilinen bir galeriydi. Hani onun biraz daha, biraz da Nev gibi aslında. Ona belki de özendim. O da çok benzer bir geçmişten gelip aslında çok da güzel bir şekilde çağdaş sanata yönelmiş bir galeri. Sanki ben de orada varlık gösterirsem, alıp galeriyi daha böyle çağdaş bir tarafa çekebilirim diye düşünmüştüm ama her yönden çok dezavantajlı bir durum çünkü bir kere bir tarihi var galerinin, bir profili var. Mekanın kendi hali bile çok uygun değildi çağdaş sanat göstermeye. O zaman zaten, 2000 yılına kadar annem çok şeydi, o döneme kadarki sanatı çok aktif takip ediyordu. Ondan sonraki dönemde zaten o periyot yani 80’lerde satılan eserler yavaş yavaş müzayedeye kaymaya başladı daha ender bulunan eserler olduğu için. Ben de işte İstanbul Modern yeni açılmıştı, hani çağdaş sanat çok gündeme gelmişti. O zamanlar bir anda böyle patladı ve çok konuşulmaya başladı. Ben de doğal olarak o yola doğru geçtim çünkü olan bir şeyi dönüştürmek çok daha fazla emek gerektiriyor.
Yavuz: Şu anda galeri Karaköy’de.
Aslı: Evet.
Yavuz: Daha önceden Arnavutköy’deydi sanırım.
Aslı: Evet. Arada bir de İstiklal Caddesi Rumeli Han var.
Yavuz: İlk nasıl başladın? Sanatçıları seçme sürecin, ilk hangi sanatçıyla konuştun hatırlıyor musun? Sanırım biraz daha farklı bir yapıdaydı çünkü ilk.
Aslı: Çok tuhaf bir şey çünkü ben böyle nasıl şuursuzca başladığımı bu işe ben de tam şu anda düşündüğüm zaman çok büyük bir cesaret göstermişim, çünkü ben gerçekten çok büyük bir önaraştırma, fizibilite, sanatçılar bunu yapmadan giriştim. O zaman da ne oluyor tanıdığınız sanatçılar, bildiğiniz eserler bu şekilde çıktım yola. Arnavutköy benim için bir öğrenme süreci gibiydi. İstiklal’deki Rumeli Han’a geçtiğimde ki orası çok hoş bir mekandı. Gelenler bilir zaten, çok beğeniliyordu.
Merve: Evet çok yüksek tavanlı.
Aslı: Çok eski, metruk, yıkık bir yerdi. Orada yepyeni bir çehre oldu. O zamana kadarki süreçte zaten ben araştırmalarımı yaptım, görüşmelerimi yaptım. Bu işi ben şöyle düşünüyorum, belki bugün birazcık daha kolay ama o zaman daha çağdaş sanat da yeni olduğu için böyle bir altı tane atın çektiği bir faytona benzetiyorum ben.  Şimdi bir sanatçılarınız oluşacak, mekanınız oluşacak, müşteri profiliniz oluşacak böyle bir sürü değişken var ama bunların hepsinin kendi içinde dönemi var. Şimdi bir sanatçıya gel benimle çalış dediğin zaman diğer sanatçılara bakıyor portföydeki. O diğer sanatçılar da bakıyorlar dolayısıyla böyle teker teker, teker teker açıkçası işte Onur Gülfidan, şu anda hala birlikte çalışıyoruz. Onunla başladık. Gözde İlkin, mesela ilk sergisini yaptım. Yani tek tek, tek tek  gelmeye başladı biraraya ama sanatçı portföyü de çok canlı bir şey. Tabii ki ideali bunun birlikte başladığınız sanatçıyla yıllar boyu sürdürebilmek bu beraberliği, yani birlikte büyümek ama arada gelenler oluyor, gidenler oluyor, böyle bir canlı kalan bir süreç o ya da yapı diyeyim. Bir o tarafı var işin. İşte mekan işi var, uygun mekanı bulmak. Bütçe mesela kira çok çok önemli bir şey bizim bütçelerimizi yaparken, çok önemli bir faktör. Onu minimumda tutabilmek önemli. Müşteriler deseniz, benim annemden dolayı aslında biraz avantajım var. Birçok şu anda da birlikte iş yaptığım müşterim tanıyor beni. Ama tabii ki bir güven ilişkisi bu. Sonuçta sizden bir iş alacak. Acaba o sanatçı devam edecek mi çalışmaya, bir de bunun bir sürüsü genç olduğu için, benim çalıştıklarımın hepsi genç, sanatçıların. İşte o bir güven, bir sergi yapıyoruz, ikinci bir sergi yapıyoruz sanatçıyla hani o zaman belki alıyorlar. Bir iş yapıyorsunuz ödemelerdi, iş teslimiydi, işin sonradan asılmayla ilgili bir sorunu varsa onun bakımıydı filan bunlar önemli şeyler karşılıklı güveni oluşturmak açısından.
O da bir zaman alıyor dolayısıyla bence bir 3-4 sene sıfırdan bir galeri kuran birinin aslında sürece alışması ve biraraya getirmesi için doğal bir süreç o zaman için. Şimdi biraz daha hızlı olabiliyor çünkü çok fazla bir galeri yok İstanbul’da. Onun için böyle bir anda bir galeri çıkabiliyor sonra bir anda gidebiliyor tabii. Siz de görüyorsunuz piyasada.
Merve: Kurumsal hayatta olmak tabii ki biraz daha, çünkü sanırım Unilever’de çalışıyordun. Belki bazı konularda daha kolay tarafları olabilir, daha garanti en azından hayat standardı anlamında. Galerinin sence, bir galeri sahibi olmanın, sanatçılarla çalışmanın en büyük mükafatı nedir?
Aslı: Kurumsal hayat açık söyleyeyim çok fazla arkadaşım var hala kurumsal hayatta çalışan yani tamamen kişiliğe bağlı bir şey. Bundan çok keyif alan, kendini bir sürü yönden tatmin eden çok arkadaşım var ama benim için değil. Ben daha herhalde ne bileyim herhalde sanatla ilgili bir şey yapacağım varmış benim. Öyle bir şey taşıyordum içimde çünkü ben orada çalışırken de daha görsel taraflara çok eğilirdim, çok zaman harcardım oralarda. Kurumsal hayatın bana kattığı çok şey var iş disiplini anlamında ondan çok memnunum ama insanın kendi işini yapması bambaşka bir sorumluluk. Hele ki her ay maaş almaya alışmış bir yapıdan çıkınca insan biraz bocalıyor. Bu ay ödemeler yapıldı, bir dahaki ay bir daha geldi, aybaşı hemen geliveriyor filan. O süreç  tabii zor ama sanatçılarla çalışmak çok keyifli. Müşterilerle diyalog çok keyifli. Yurtdışına gidip sergileri gezmeye vakit ayırabilmek, fuarlarda olmak, yeni insanlar tanımak benim çok tatmin olduğum bir şey. Özellikle de sanatçı kısmına gelince ben çok heyecan duyuyorum. Yani çalıştığım sanatçıların çok güzel işler üretmeleri beni aşırı derecede heyecanlandırıyor sanki ben üretmişim filan gibi heyecanlanıyorum. Herhalde bu daha duygusal bir durum. Çok net bir şekilde ortaya konan bir şey değil. Sanatçı bulmak, keşfetmek diyeceğim tırnak içinde o da öyle aslında. Bir işe bakıyorsunuz, bir esere bakıyorsunuz ve sizde bi duygu yaratıyor. İşte o sanatçının işlerine daha derinlemesine bakıyorsunuz, o duygu büyüyor, ilerliyor ve içgüdüsel olarak seçiyorsunuz. Benim bütün sanatçılarım isim olmadan seçtiğim sanatçılar. Dolayısıyla bu süreç beni bir şekilde de zaten birkaç sene sonra eğer o sanatçı büyük bir başarıya ulaşmışsa birini bulmuş, keşfetmiş oluyorsunuz. Sanırım en büyük tatmini de o.
Yavuz: Sanatçı seçkisinden bahsetmişken, daha çok genç sanatçılarla çalıştığını da söyledin ama galerinin sanatçılarını tanımlaman gerekirse ya da galerideki seçkinle ilgili bir şey söylemen gerekirse, böyle bir yere koyabileceğin bir şey var mı?
Aslı: Yani sanatçı profilini mi?
Merve: Ya da galerinin kimliği.
Aslı: Yeni genç isimler tercih ediyorum. Yurtdışında emerging artist dediğimiz işte çıkış yapan, çok sıfır olmayan, yeni mezun değil ama sergi yapmış, işinde ne yaptığını bilen insan çok önemli. Profil olarak şöyle şu anda %90 Türk sanatçılarla çalışıyorum. Malzeme odaklı çalışan çok sanatçım var. Yabancı sanatçılara doğru ilerliyorum. Yeni hatta, Basim Magdy adında bir Mısır’lı sanatçıyla çalışmaya başlamıştım. O da bu sene İstanbul Bienali’ndeydi. Onunla başlayan bir şey var, yeni yabancı sanatçılar geliyor şimdi galeriye. Türklerden muhakkak bakıyorum, inceliyorum, beni heyecanlandıran yeni isimleri alıyorum. Sonuçta her sanatçı farklı, yapılan her iş birbirinden çok farklı ama benim şu anda gördüğüm şu ki, gösterdiğim işlerde net  birbirini bağlayan bir cümle var. İlk bakışta göze çok hoş, komik, espirili gözüken işler ama braz daha derin okumaya başladığınızda, daha derin bakmaya başladığınız zaman aslında hayata dair çok net, çok sert mesajları olan işler gösteriyorum. Sanatçılarım da o anlamda bu şekilde hayata bakıyorlar, bu eleştirellikte. Öyle birbirne bağlıyor. Galerinin profili bu. Genç sanatçılar oldukları için fiyat seviyeleri belirli bir miktara kadar. Fazla öyle yüksek, fahiş diyebileceğimiz eserler göstermiyorum. Profil böyle.
Yavuz: İsterseniz bir ara verelim, müziğe geçelim Aslı’nın program için seçtiği. Bob Marley’den dinleyeceğiz. Three Little Birds aslında orijinal adı ama Everything’s Gonna Be Alright olarak bildiğimiz şarkıyı dinleyelim.

Merve: Güncelleme programında galerici Aslı Sümer’le birlikteyiz.  Aslı, Bob Marley’den bu şarkıyı neden seçtin?
Aslı: Aslında bugün bütün dünyanın en çok ihtiyacı olan şey umut. Benim de özel hayatımda, böyle sıkıntılı bir dönemde aslında bu şarkıyı girdiğim dükkanlarda duyup duyup şaşırmıştım böyle sanki bir tema şarkısı gibi sürekli bir mesaj geliyormuş gibi hissetmiştim ama tuhaf bir şey. Onun için seçtim. Çok kulağıma takılan, çok canım sıkıldığında kendi kendime söylediğim bir şarkı. Bence şu anda da çok geçerli günümüzde de onun için seçtim. Umarım herkesin hoşuna gitmiştir.
Yavuz:
Daha genel bir soru soracağım. Türkiye’de tabii İstanbul özelinden galericilik sence nasıl? Senin galerin gibi daha küçük, kişiler üzerinden büyüyen bir galerinin hayatta kalması kolay mı?
Aslı: Şöyle, aslında dünyanın her yerinde galericilik oldukça zorlanan bir meslek dalı. Çok katmanlı bir şey. Bir kere çok kariyer sahibi olmuş, yaşını başını almış, belirli bir meblağya, satış seviyesine ulaşmış sanatçılarla çalışan galeriler var. Bu kategoride çok sıkıntı yok dünyanın hiçbir yerinde. Rekabet var evet, kriz sonrası zorlanma muhakkak var. Sonuçta onların sattıkları işler, edindikleri gelir ile genç sanatçı kariyer oluşturmaya çalışan galerinin şeyleri çok farklı, geliri. Dolayısıyla benim içinde bulunduğum kategoride bütün dünyada zor bir süreç yaşanıyor, özellikle 2008 sonrası. Türkiye’de bu işin zor olmasının sebebi de şu, bir kere çok frajil yani ekonomi, politika sürekli gidiş gelişler, ruh hallerinden bahsediyorum. Tabii ki keyif işi olduğu için koleksiyoncuların keyfine, ruh haline çok bağlı oluyor. Artı biraz da şey var maalesef ki, koleksiyoncular arasında bir trendler oluşuyor. Bir sene çok yeni isimler, genç sanatçılar popüler oluyor, işte birkaç sene sonra yabancı alımları başlıyor ve yabancı ve kariyer sahibi sanatçı alımı başlıyor. Şimdi yabancı ve genç sanatçılardan alınıyor filan yani tabii ki bütün o trendleri, ruh hallerini takip etmek, ona göre ayar yapmak çok çok zor. Öyle bir şey zaten olmaması da gerekiyor. Bir galerinin bir çizgisi olmalı ve o çizgide istikrarlı bir şekilde ilerlemesi lazım. Onu Türkiye’de oturtmak çok zor. Bakalım bilmiyorum bu sene neler gösterecek? Bazen çok umutsuz oluyoruz, bazen çok güzel şeyler oluyor. Sanatla iç içe olan bir kesim var onlar gerçekten geziyorlar, konuşuyorlar galerilerle, bize moral de veriyorlar. Çok pozitif enerji alışverişi yaptığımız bir kesim var. O açıdan umutluyuz.
Merve: Son 9 senede, 9 senedir faaliyet gösterdiğin için bir de ondan önce de aslında annenden, annenin galerisinde de gördüğün koleksiyonerlikte artan bir koleksiyonerlik söz konusu mu? Çağdaş sanatta böyle bir sayıların arttığından ya da en azından koleksiyonların büyüdüğünden söz edilebilir misin senin deneyimlediğin kadarıyla?
Aslı: Benim deneyimlediğim kadarıyla zaten evet bir artış var. Daha genç, daha yeni parasını kazanmış, işte evini, arabasını, yazlığını, çocuğunun okulunu falan filan ödedikten sonra harcayacak parası kalan bir kesim var. Onlar başladılar koleksiyon yapmaya. Bu çok olumlu bir şey çünkü bir de çok daha bilinçli bir kesim bunlar. Araştırma yapıyorlar, sadece kulaklarıyla almıyorlar yani okuyorlar, bakıyorlar, gerekli soruları soruyorlar. Zaten istediğimiz şey bu. O açıdan bence artış var ve hepimiz için çok çok iyi. Ben şeyden de çok mutluyum, annemle iş yapmış koleksiyoncular var şu anda benimle iş yapıyorlar. Şundan gurur duyuyorum ki öyle bir koleksiyoncu kitlesi ki demek ki 20. yüzyıl başı Türk sanatı alırken şu anda gelip genç, yeni çıkış yapan sanatçıdan iş almaya transform olmuş bir koleksiyoncu kitlesi var, onları da çok seviyorum. Hakikaten onlar da işin peşini hiç bırakmıyorlar, gönülden yapıyorlar bu koleksiyonculuk işini. Onlar da bence şey var, aldıkları eserlerin portföyünde bir genişleme olduğunu görüyorum.
Yavuz: Özellikle son dönemde Karaköy’deki galerilerin sayısı arttı. Bir kısmı yeni açıldı, bir kısmı Karaköy’e taşındı. Senin orada olan galerilerle ilişkin nasıl? Aranızda belki de bir güç birliği de var diyebiliriz.
Aslı: Benim bütün galericiler arkadaşımdır. Arkadaşım olmayan yok diyebilirim. Bazısı da çok yakın arkadaşım hatta en yakın arkadaşım diyebileceğim kişiler var aralarında. Çok az galeri var aslında İstanbul’da yani çok varmış gibi gözükse de İstanbul gibi bir şehir için çok çok az. Onun için zaten bizim sık sık biraraya gelmemiz, konuşmamız, neler oluyor bitiyor bu diyaloğu kurmamız, bir birlik olmamız çok önemli. Biz bu tür mesailer zaman zaman yapıyoruz. Zaman zaman da teke tek oluyor ya da iki üç kişilik gruplar halinde oluyor ama bilgi alışverişimiz çok arttı. Onun için Karaköy’deki galeriler, Tophane’deki galeriler bir diyaloğumuz var tabii. Tophane Art Walk yapıyoruz mesela, iki ayda bir Pazar günleri açıyoruz galerileri. Herkes programını gönderiyor ve o gün birçok gezen oluyor. Bu anlamda bir birliğimiz var. Çok keyifli bir yer oldu yani İstanbul Modern’in bu hatta olması, işte Mısır Apartmanı’ndan aşağıya yürüyüş yolu ve şu anda Karaköy’deki bütün o dönüşüm, dükkanların açılması, cafe’lerin açılması filan bizim galerilerin de tabiiki de çok işine yaradı çünkü herkes geziyor, işte bir kahve içiyor bir yerde, oradan bir galeriye gidiyor filan. Çok keyifli oldu, biz aslında şu anda her açılışımızı birlikte yapamıyoruz. Her sanatçının isteği, galerinin programı farklı olabiliyor ama denk düşürdükçe de aynı günlerde de açılış yapıp aslında gelenlere birden fazla açılışa gitme imkanı sunabiliyoruz. O açıdan güzel.
Merve: Türkiye’de son dönemde, 9 yıldan sonra geriye ve ileriye baktığında neler değişti sanat ortamında? Ve neler eksik daha da önemlisi?
Aslı: Sanat ortamında en büyük eksik, müzecilik ve eleştirmenlik. Eleştirmen olmadığı zaman aslında yaptığınız işin bağlandığı bir nokta olmuyor. Mesela New York’ta galeriler bir sergi açar ve New York Times’ın sanat eleştirmeni vardır Roberta Smith, o gelecek diye herkesin bacakları titrer. Bu çok güzel bir his aslında çünkü bir şey hedefliyorsunuz, işte beğenilsin istiyorsunuz çünkü o beğendi mi zaten çok önemli bir şey diyeyim size, gösterge. Bizde böyle olmaması beni çok çok üzüyor. Biz böyle biraz kendi havamızda yapıyoruz gibi geliyor. Birtakım disiplin kurullarının olması iyi bir şey, olmalı bence daha çok olmalı eleştirmen. Eleştirmenler de katalog yazısı yazıyorlar, onların da şeyi çok zor, geçinmesi çok zor ama böyle bir mecra açılması lazım, bir. İkincisi müzecilik dediğim gibi. Müzelerin kendi sanatçılarından, Türk sanatçılardan eserler topluyor olmaları, düzenli olarak ziyaret ediyor olmaları galerileri çok önemli. Bence burada da çok büyük bir eksiklik var. Müze de çok az zaten. Onun dışında her şey çok hızlı değişiyor, ön görmek çok zor. Herhangi bir ülkeden örnek vermek de çok zor ama mesela fuarlar önemli. Bir tane yeni sanat fuarı başladı geçen sene. Daha yabancı odaklı bir sanat fuarı ama önemli bir gelişme. Türk izleyicisinin yabancı eserlerle daha yakın ilişki kurmasını sağlayacak. Contemporary Istanbul var zaten yıllardır. Şimdi Art International var. Dolayısıyla iki tane fuar olmasının da bir rekabet, bir kalite getireceğini düşünüyorum. Her sene yeni bir şeyler oluyor ve değişiyor. Bakalım, bilmiyorum göreceğiz hep beraber.
Merve: Umutlu olmak lazım.
Aslı: Aynen öyle.
Merve: Çok teşekkür ederiz Aslı. Programımızın da sonuna geldik.
Aslı: Ben teşekkür ederim.
Yavuz: Teşekkür ederiz Aslı.
Merve: Haftaya tekrar görüşmek dileğiyle.

Advertisements

One response to “ASLI SÜMER

  1. Pingback: 15 Nisan 2014 Salı (258. Hafta) | _Kainatın Tüm Seslerine, Renklerine ve Titreşimlerine_ AÇIK RADYO·

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s