VAHİT TUNA

Programı Dinlemek İçin |

 

Merve: Merhabalar. Güncel sanat aktörlerini konuk ettiğimiz ve onları tanımak üstüne kurguladığımız Güncelleme programındayız. Bugün yanımızda sanatçı ve tasarımcı Vahit Tuna var. Merhaba Vahit.
Vahit:  Merhaba.
Yavuz: Hoşgeldin.
Vahit: Hoşbulduk.
Yavuz:  Belki bu alanda çalışmaya başlaman nasıl oldu biraz bundan bahsedebilirsen öyle bir giriş yapabiliriz. UPSD’de sanırım 1995’te bir sergiye katıldın ama bunun öncesi belki biraz Marmara Üniversitesi. Kısaca kendinden bahsedersen sevinirim.
Vahit: 89’da Marmara Grafik’e girdim. İlk başta açıkça söyleyeyim aslında ben Resim bölümünde okumak için epey bir çaba sarfettim. Daha doğrusu çaba kendimce, yani tekrar sınava girerek değil ama hep böyle içimde resmin isteğini duydum. Daha sonra da hani grafikle devam etmeye karar verdikten sonra ilk defa evet 95 yılında Genç Etkinlik 1’e katıldım. Hakan Onur, Murteza Fidan sayesinde. Onlar okuldan arkadaşlarımdı ve onlar UPSD’nin bu etkinliği için davet etmişlerdi. Yani ben o zamana kadar birtakım sanatla ilgili daha çok düşünsel anlamda bir şeyler yapmaya çalışıyordum ama ilk işlerimi Genç Etkinlik’lerde ve daha sonra, bir sene sonrasında Habitat “Öteki”sergisinde gösterdim. O süreçte de UPSD le ilişkilerim daha çok artmıştı, insanlarla görüşmek ve birlikte bir şeyler yapma isteği. Daha sonrasında da kendi dönemime baktığım zaman da grafik bölümü içerisinden sanatla bu kadar birebir iş üreten birilerinin olmadığını görünce de birazcık daha kendi ortamımdan, grafik ortamından koparak sanatçılarla daha çok işbirliği ve birliktelik kurmaya başladım.
Yavuz: İlk işin neydi?
Vahit: İlk işim, ilk yapıt bir resimdi. O zaman resim yapıyordum. Resimlerim ama şeydi daha çok pop-art olarak adlandırabileceğimiz…
Merve: Grafik diline yakın.
Vahit: Grafik diline evet yakın. İllüstrasyonla çok uğraşıyordum grafik içerisinde de o dönem.  Değişik, illüstratif, deneysel şeyler yapmaya çalışıyordum ama ilk yapıtım bir çizgi roman karesinden alınmış, 2,5 metreye bir erkekle bir kadının öpüştüğü “3M” isimli bir işti. Onu Genç Etkinlik’te sergilemiştim. Tabii sonra o resim şeyinden çok hızlıca çıktım çünkü bir atölyem vardı İstanbul Sanat Merkezi’nde. Atölye arkadaşım da bir ressamdı. Atölye ortamı, boyalar moyalar, böyle bir yerden birazcık dışavurumcu saatler, gençliğin getirdiği birtakım şeylerle boyayla, tuvalle bir şeyler yaptım. Fakat ondan hızlıca kurtulup daha sonra da daha çok hazır nesne üzerine gittim.
Merve: Bu Habitat sergisine katıldığından bahsettin. Ondan sonra neticede bir yayın eksikliği vardı.  Türkiye’de güncel sanat meselelerinin konuşulduğu, yazıldığı. Sen de bir grubun içinde yer aldın aslında yani toplu bir hareketti. Diğer programlarda da farklı konuklarımız oldu. Mesela Halil Altındere gibi ve ortak bir yayın çıkarmaya başladınız. Bu bir gruptu değil mi, grup çalışmasıydı?
Vahit: Evet, şimdi Genç Etkinlik şöyle bir şey, 450 tane sanatçı düşünün, genç sanatçı çoğunluğu. 35 yaş altı diye bir sınırı vardı ve Türkiye’nin her yerinden, Güzel Sanatlar Fakülteleri de bunu destekliyordu o dönem için.  Mersin’den , Kütahya’dan, Konya’dan aklınıza gelebilecek bir takım yerlerden işler. Sadece plastik sanatlar da değil, şiir onun yanında performans yapanlar, değişik disiplinlerin biraraya geldiği bir ortamdı. 450 sanatçıdan bahsediyoruz, bugün belki bir fuarla kıyasladığınız zaman ya da bir bienalde bu kadar çok şeyi göremezsiniz. Bu insanlar için bir alan yaratmıştı. Bu alanın içerisinde tabii ki birbiriyle yakın sanatçıların daha çok biraradalıkları olmaya başladı. Artist dergisi tabii ki biraz daha sonrasına denk geliyor. Genç Etkinlik’lerin bittiği bir dönem, 98’di en son Genç Etkinlik yapıldığında yanlış hatırlamıyorsam. 99 yılında çıktı fakat tabii ki Artist dergisinin enerjisi  Genç Etkinlik’in sinerjisiyle oluşmuştur. Halil’le tanışmak, ne bileyim Genco Gülan, ondan sonra Nadi Güler, Hakan Onur, bunlar çok önemli, Alican Yaraş sonra. Çok önemli şeylerdi, o dönemin aktörleriydi diyebiliriz genç sanatçılar içinde. Zaten bir de Disiplinlerarası Genç Sanatçılar Derneği diye bir dernek kurulmuştu. Ben ona da üyeydim. Bu dernekle birlikte Performans Günleri 96-97, iki tane performans günleri yapılmıştı. O Genç Etkinlik’in sinerjisi gittikçe artan bir şey ve birazcık da artık yıkmak üzerine ettarafta bir şey yok biz kendimiz yapacağız, kendi dergimizi çıkartacağız, kendi sergilerimizi yapacağıza dönmüştü. Artist de bu bağlamda 99 yılında yayın hayatına başlamıştı.
Yavuz: Yayın yapmak zor mu peki sence, Türkiye’de?
Merve: Çünkü Artist’ten sonra da aslında pek çok yayına tasarımcı olarak da dahil oldun veya sanatçı kitaplarının tasarımını da yaptın. Aynı zamanda Artist dergisinde çok daha aktif bir görevin vardı.
Vahit: Yayın yapmak Türkiye’de zor çünkü karşılığı yok aslında çok fazla. Programdan önce de konuşuyorduk hani bir grup insan aslında kendi arasında her şeyi konuşuyor. Sanatta da öyle baktığınız zaman eğer ki bir değer, tırnak içinde söylüyorum, değer yaratmadığınız zaman, bu görselliği de olabilir, kötü bir şey aslında ama, boyutu, bu birtakım şeyleri yaratmadığınız zaman insanlar Türkiye’de hala çok şey değiller, okumaktan ziyade sahip olmak ve onun yarattığı estetik üzerinden var olmak veyahut da birtakım şeyler söyleyebiliriz bunun gibi, oradalar. O yüzden de yayın aslında pahalı bir şey hani çok ucuz bir şey değil böyle bir yayından bahsediyorsak. Tabii ki bağımsız yayın çıkarmak diğerlerinden daha da zorlaşıyor. Artist çıktığı dönem baktığımız zaman hangi yayınlar var sanatla ilgili olarak?
Merve: Milliyet Sanat vardı.
Vahit: Milliyet Sanat, Hürriyet Gösteri, Sanat Dünyamız, ondan sonra bunlar vardı. Ee tabii Vasıf’ın Resmi Görüş’ü vardı. Aynı paralel dönem…
Merve: Aynı zamanda sanırım o da çıktı.
Vahit: Evet, evet. Ben mesela ona da tasarım yapmıştım ama böyle bir nickname filan kullanarak. Artık ikisini de aynı kişi olmasın meselesi vardı. Tabii yürümüyor, tabii ki şöyle de bir şey var o dönem internet de Türkiye’de çok hızlı hızlanmaya başladı. İnternetin getirdiği, mesela 90’larla 2000’ler arasında çok ciddi bir yayın farkı var. 90’larda insanlar birtakım spesifik yayınevlerinden yayınları alabilirken şimdi çok daha yaygınlaştı bu. Yani ne bileyim Robinson’a gidip kitap veyahut da bir dergi bulmak varken, şimdi 2000’lerin ortalarına yaklaştığımız zaman bu çok hızlandı ve istediğimiz gibi abone olup bir sürü şey görünürlükleri arttığı için de kolay bir hale geldi.  Evet, Türkiye’de yayın zor ama çok da zor değil. Yapılamayacak bir şey değil.
Merve: Tasarım bakış açısıyla biraz da bakarsak, aslında eser üretmek dışında bir sanatçı olarak tasarım alanında da çoğunlukla demeyeyim ama çok ağırlıklı olarak sanatçılarla çalışıyorsun ya da sanat yayınları üzerinde çalışıyorsun. Bu özelleşmeyi nasıl gerçekleştirdin yani kendi ilgi alanından mı doğdu? Çünkü bağımsız olarak çalışıyorsun aynı zamanda yani bir ajansta çalışmıyorsun ve öyle kalmayı da tercih ediyorsun.
Vahit: Yani şöyle bir şey, 1980’lerde verdiğim bir karar aslında yani sanatçı olacağım falan diyip ortaokulda, hem sanatçı olacağım hem tasarım da yapabilir miyim filan. Böyle karikatür çiziyordum o zamanlar çok idealist şeylerle. Şu an aslında yapmak istediğimin içindeyim, çok mutluyum yani bunun bir üstü, bir altı kademe, üst ceket, gömlek olabilir ama ben olan durumla ilgilendiğim için kendi durumumdan şu an memnunum. Buna kaymamın sebebi de az önce dediğim gibi birlikte hareket ettiğimiz bütün 90’ların ortasındaki arkadaşlarımın çoğunluğunun sanatçılardan oluşması ve onların posterleriydi, sergi posterleriydi, küçük kitapçıklarıydı bu şekilde başladı ve ondan sonra bu gittikçe arttı, daha çok insanlara bir şeyler, sanatçılara bir şeyler yapar hale geldim Ama şunu da söylemek istemiyorum ben tasarımda bunları yaparken bir taraftan da tasarımda iddialı olmak gibi bir şeyle, hani yani kendi çizgimi tasarımda dayatayımdan ziyade o dönem daha çok birazcık yardımcı olmak, tanıdık tasarımcı arkadaşımız yaptı gibi ilerledi. Sonra tabii bu keyifli hale geldi. Bundan da sonrasında insan bir şeyler kazanmaya başladığı zaman, hayatını idame ettirebildiği zaman da daha da doğru yolda olduğunu hissediyor sanırım.
Merve: Aslında bir nevi de akla ilk gelen insansın.
Yavuz: Benim de aklıma o geldi.
Merve:  Çünkü Artist dergisinden sonra Galerist gazetesini yapıyordun, yani ilk tasarımını yaptın. Şimdi ArtUnlimited, şu an hala onu yapıyorsun. Art Istanbul News’u sen tasarlıyorsun, değil mi?
Vahit: Evet.
Merve: Aynı zamanda da sanatçı kitapları da özellikle, biraz gönüllü de iş yapıyorsun aslında sanatçlarla. Bunu bağımsız tasarımcı olarak yapabilmiş olman bu dönemde belki ilginç bir hikaye diye düşünüyorum. Çünkü neticede hayatı idame ettirmek de kolay değil.
Vahit: Şimdi tabii ben büyürken şey de büyüdü, kültür endüstrisi mi dememiz lazım, ben gençlikten orta yaşa doğru yaklaştığım süreç içerisinde bu benimle birlikte başlayan yani güncel sanat dediğimiz şey de bununla birlikte şekillenmeye, galerilere, müzeler açıldı. 2000 öncesi müze yokken bir sürü müze açıldı. Bunların tabii ki istekleri de yani sanatçıları da arttı. Genç sanatçılar çok hızlandı. Bir sürü sanatçı daha görünebilir olmak için bu yeni galerilere yöneldiler. Bunlarla birlikte tasarım tarafından baktığımız zaman bir şey var, bir ihtiyaç ortaya çıktı. Bunların broşürleriydi, davetiyeleriydi, kitaplarıydı, kataloglarıydı, web siteleriydi yani bu tür şeyler arttı, gittikçe debu artıyor çünkü özellikle 2 sene önce sanırım böyle neredeyse her hafta veyahut 15 günde bir galeri açılıyordu İstanbul’da. Bu da tasarım açısından tabii ki bağımsız, tek tasarımcı olmanın çok zorlukları da var hani öyle her şey kağıt üstünde gitmiyor ama belirli bir şeye kadar direndikten sonra ondan sonrası daha rahat ilerleyebiliyor. Buradan gençlere belki bir pay çıkarmak anlamında, tabii ki bir reklam ajansında çalışmak güzel bir dönem için ama daha sonrası için inisiyatiflerini alıp kendi başlarına bir şey yapmaları bence çok daha iyi bir şey.
Merve: Özel ilgi alanı çerçevesinde aslında sen kendini özelleştirmiş oldun. Kendi alanında daha çok varoluyorsun. Bu da çok güzel bir şey tabii ki.
Yavuz: İsterseniz şimdi şarkıya geçelim. Vahit Tuna’nın bizim için seçtiği şarkıyı dinleyeceğiz. Georges Bizet’ten The Pearl Fishers.

Yavuz: Bizet’ten dinledik. The Pearl Fishers. Güncelleme programında Vahit Tuna ile birlikteyiz, sanatçı ve tasarımcı. Vahit, işte programın ilk yarısında senin biraz daha bu alanda nasıl çalışmaya başladığını, yayıncılıkla ilgili düşüncelerini dinledik. Sanatçı ve tasarımcı olmanın yanı sıra aslında küratöryel bir projen de var diyebiliriz, “Masa”. Masa Güncel Sanat Mekanı.
Vahit: Küratöryel demiyorum ama.
Yavuz: Ben öyle düşünüyorum.
Vahit: Sen öyle diyorsan eyvallah.
Yavuz: Biraz bundan bahsedebilir misin, şu anda ne durumda? Çünkü en başta burada yapıyordun daha sonradan mobil bir projeye dönüştü ve Berlin’e taşındı.
Vahit: Aslında taşınmadı, orada ikincisi var.
Yavuz: İkincisi var, replikası. Bu projeden biraz bahsedebilir misin? Bir de şu anda ne durumda, hala işliyor mu?
Vahit: İşliyor tabii, yani şey.
Merve: Önce ne olduğundan aslında kısaca bahsedelim isterseniz.
Vahit: Masa Projesi 2006 yılında başladı. Cihangir’de ilk ofisime çıktığım zaman orada ofiste başlatmıştım. İlk sergiyi de Erinç Seymen’le birlikte yapmıştık. Daha sonra da Borga (Kantürk), Aslı (Çavuşoğlu) filan böyle devam etmişti. 35 küsür tane sergi 2006 yılından bu yana. Bir sürü yurtdışında sanat inisiyatifleri fuarları, ondan sonra Berlin’de Bethanien’de yine bir sanat inisiyatiflerinin sergilendiği bir sergi oldu. Tam da o sırada, 2009 yılıydı sanırım Bethanien’de bu sergi yapılacağı sırada, orada bir tane daha Masa yapalım dedik. Çünkü Masa’yı buradan oraya taşımaktansa.
Yavuz: Kısaca belki şunu söyleyebiliriz. Masa, gerçek anlamda bir masaydı ve içinde bir şekilde sanatçıların belirli periyodlarla işleri sergileniyordu.
Vahit: Evet.
Merve: Üstü vitrin olan, kutu şeklinde üstünde bir vitrin olan bir masaydı bu gerçekten.
Vahit: Evet, evet. Bacaklarında hoparlörleri olan, işte bu üstünde cam, o cam çıkabiliyor, içinde bir boşluk var, bunun altındaki zemini hareket edebiliyor yukarıya. Bir sergi alanı yani Masa, evet.
Yavuz: Kısmen, bazen senin ofisinde duruyordu, bazen de…
Vahit: Geziyor.
Yavuz: Geziciydi.
Vahit: Evet, bayağı bir gezdi. masaprojesi.blogspot.com.tr’da şeyleri var onun. Yakın birkaç tane sergi yok ama çoğunluğu orada. En son Ali Miharbi ile bir sergi yaptık. Geniş Zaman sergisi. Hala ofiste duruyor iş, yani kaldırmadık. Bir 6 aydır filan duruyor. Tam 31 Mayıs’ta açıyorduk geçen sene. Tabii ki açamadık, sonra onu ertelemiştik. Almanya’daki Masa şu an tekrardan aktifleşti.
Yavuz: Isabel (Schmiga) mi yapıyor hala?
Vahit: Yok Isabel yapmıyor. Göksu (Kunak) yapıyor Apartman Projesi’yle birlikte destek verdiler. Çok sağolsunlar Selda da. Şimdi bir sergileri açılacak, yeni bir sergi açacaklar. Önümüzdeki yazdan sonra da bu Polonya’lı bir grupla Adam Mickiewicz Müzesi, Tarlabaşı’ndaki onunla ilgili bir şey olacak İstanbul’da, sergiler ve birtakım performanslar. Masa’yı da onun içine dahil etmek istediler. Onlarla da öyle bir projeye gireceğiz, birlikte bir proje yapacağız.
Merve: Aslında bütün konuştuklarımızdan senin ne kadar çok işbirliği yaptığın kanısına varılabilir diye düşünüyorum çünkü hem Artist dergisinden söz ettik, orada kolektif bir çalışma vardı. Ardından sanatçılarla hem de tasarım olarak da sanatçılarla birlikte çalışıyorsun, yayın yapmak anlamında. Onun dışında da Hafriyat’ın da bir projesiydin. Bir sanatçı kolektifi.
Vahit: Hafriyat’ın parçası değildim.
Merve: Sergilerine katılıyordun.
Vahit: Evet, sergilerine katıldım. Bir tane de orada çok sağolsunlar hani beni kırmayıp belki ilk solo sergiyi ben yapmıştım orada. 2008 yılında Egzersiz diye bir sergi yapmıştım. Hafriyat’ı ben çok önemsiyordum, hala da çok önemsiyorum. Hani bir şey geçmiyor aslında. Eskiden biraradaydılar ama şimdi değiller değil, hala Hafriyat’ı görüyorum biraradalar aslında ama şu an bence bir durgunluk döneminde.
Merve: Ben şuna geleceğim. Masa projesi de aslında sanatçılarla çalıştın çünkü senin başlattığın bir proje, bir sergileme alanı diyebiliriz ama başka sanatçıların sergilerini gerçekleştiriyorsun sonuçta bu da bir işbirliği. Kolektif çalışmanın senin sanatına kattığı bir şeyden söz edebilir miyiz ya da kariyerinde dönem dönem hep böyle bir işbirliği halinde olduğunu görüyoruz. Ne gibi zor tarafları vardı? Halil Altındere ile de işbirliği yaptın.
Vahit: Kolektif çalışma zihni açıyor bir kere.
Merve: Çünkü son dönemde bireyselleşmeye daha çok yönelik.
Vahit: Evet. Zihni açık üretimi veyahut da birliktelik yaratıyor. Kolektif olmanın bence en önemli şeyi o. Enerjinizi yükseltiyor ve paylaşımla ortaya çıkan üretimleri birbirinize destek olarak sergilemenizi veyahut da neyse o, üretmenizi sağlıyor. O anlamda ben çok önemli buluyorum, hala da çok önemli buluyorum. Herhalde 70-80 yaşıma gelsem de aynı şekilde önemli bulacağım. Yani bizde kolektif çalışmanın zorlukları var. İlla çok yakın arkadaş olmanız gerekiyor sanki. Çünkü 3-5 kişi belirgin bir şeye, süreklilik sağlaması anlamında söylüyorum aslında. Bir proje, iki proje olabiliyor ama bu sürekli bir şekilde gitmiyor. Bunun en iyi örnekleri Hafriyat bence iyi bir örnek, Ha Za Vu Zu bence önemli bir örnek.
Yavuz: Atılkunst var.
Vahit: Atılkunst var. Bir sürü örnek buna söyleyebiliriz ama işte o arkadaşlıktan biraz, o da çok önemli bence arkadaşlarla, yakın arkadaşlarla bir şeyler yiyip, içmek ve sanat üretmek veya neyse bu da güzel   ama bir taraftan da birazcık daha rahat olunabilir gibi geliyor. Daha farklı kişilerin de zamanla dahil olabileceği, kapalı kutuluktan çıkacak kolektifler de önemli.
Yavuz: Aslında aklımızda herhalde ikimizin de sorular vardı herhalde ama programın sonuna geldik. Teşekkür ederiz geldiğin için Vahit.
Vahit: Bir şey değil.
Merve: Çok teşekkürler.
Yavuz: Güncelleme programının sonuna geldik. Vahit Tuna ile birlikteydik bugün. Haftaya görüşmek üzere.

Advertisements

One response to “VAHİT TUNA

  1. Pingback: 1 Nisan 2014 Salı (256. Hafta) | _Kainatın Tüm Seslerine, Renklerine ve Titreşimlerine_ AÇIK RADYO·

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s