MOİZ ZİLBERMAN

Programı Dinlemek İçin |

Yavuz: Merhaba, Güncelleme programını dinliyorsunuz. Kısaca programdan bahsetmemiz gerekirse, bu programda güncel sanat aktörlerini misafir edip, onları tanımaya çalışıyoruz. Bugünkü programımızın konuğu işadamı, koleksiyoner ve galerici Moiz Zilberman. Hoşgeldiniz Moiz Bey.
Moiz:  Hoşbulduk.
Merve: Hoşgeldiniz Moiz Bey.
Yavuz: Teşekkür ederiz geldiğiniz için.
Moiz: Ben teşekkür ederim.
Yavuz: Öncelikle sizi tanıyarak başlayabiliriz. Bu alanda faaliyet göstermeye nasıl başladınız? Hikayeniz nasıl gelişti? Çünkü aslında ilginç bir serüven. Babanız ressam, en başta koleksiyonerlikle başlıyorsunuz. Resim satın almaktan satma tarafına geçiyorsunuz.
Merve: Bir de sadece resim değil, antika, modern eserler sanırım 19. Yüzyıl.
Moiz: Doğrudur. Ben 1991’de aldım ilk sanat eserini. Bir tanıdığımın ısrarıyla gittiğim müzayededen sadece dekoratif amaçla. Ondan sonra herhalde o aileden gelen genlerden faaliyete geçti ki birdenbire büyük bir hızla sanat eseri almaya başladım. Tabii ki önce oldukça bilinçsiz bir şekilde almaya başladım. Ama meraklı bir insanım, okuyan bir insanım. Merak duyduğum konuları okumaya başladım sonra çok gezmeye başladım. Sırf sanat için seyahat yapmaya başladım. Derken yavaş yavaş gene eklektik bir koleksiyoner olarak kaldım ama alanları daralttım, dediğim gibi 19. yüzyıl resimleri oryantalistler dahil olmak üzere hatta old masters dahi var. Antikalarım var, işte ne bileyim chinese porselenden tut, ivory netsuke’lere varıncaya kadar, mineli  kol saatlerine varıncaya kadar. Hep unutuyorum, hep eksik sayıyorum bunları. Hakikaten geniş bir alanda bir koleksiyoner oldum ve sonra şunun da farkına vardım ki artık sosyal hayatımın da çok büyük bir bölümünü sanatla geçiriyorum. Seyahatlerimi ona göre planlamaya başladım. Müzayedeler için seyahat ediyorum. Sergi açılışları için seyahat etmeye başladım. Sosyal çevremin büyük bir kısmı artık sanat sayesinde tanıdığım insanlardan oldu. Sanat beni ele geçirdi diyelim isterseniz. 2007 yılında, daha doğrusu 2006 yılında o zamanlar bulunduğum şirketi satmamızla birlikte ben bir yıl daha kaldıktan sonra oradan ayrıldım. Bir Amerika’lı şirkete satıldı, benim kuruluşundan beri varolduğum şirket. Ama ondan önce farklı şeyler yapmaya ben karar vermiştim. Aslında ben biraz fazla planlı, programlı bir insanım. 45 yaşımdayken şöyle bir karar aldım, ben 55 yaşına gelince sanatla ilgili bir şey yapacağım ve NGO’larda çalışacağım diye ama bu kadar yani, hiç detaylandırmamıştım. Derken daha erken geldi, işte 52 yaşındayken bu iş hayatındaki değişiklik ve o zamanki başlangıçta galeryi kurduğum zamanki ortağım olan Yunus Büyükkuşoğlu’yla Bodrum’da otelde dertleşirken, nedir bu galerilerin hali vs. memnun değiliz sanatçılar da memnun değil, biz de değiliz derken, kızı Ahu’yla da dertleşirken fikir çıktı aslında. Ahu’dan çıktı ilk fikir, niye galeri açmayalım? Şaka gibi başladı ve şaka ciddiye döndü. Bildiğiniz gibi o zamanki adıyla “Casa Dell’Arte” olarak Mısır Apartmanı’nda galeriyi 2008’de açtık. 2 yıl içinde ikinci galeriyi “CDA Projects” eski adıyla ekledik. Daha sonra sağolsun ortaklarım bana dediler ki, ben tabii ki bu kadar beni 7/24 işgal edeceğini baştan beklemiyordum ama hem her işi ciddiye alan bir yapım olduğu için hem de çok sevdim, çok sevdim ve öğrenmeye başladım çağdaş sanata sonradan dahil olmuş, işte ben galeriyi açmadan üç yıl öncesinden beri çağdaş sanatla yeni yeni ilgilenmeye başlamıştım. Hızla ilgimin oraya doğru kaydığını görüyordum. Hakikaten büyük zevk aldım. Çok öğrenmeye başladım ve ortaklarım da bana dediler ki, ya sen dediler koşuyorsun, biz sana engel olmayalım. Çok dostane şekilde biz ayrıldık. Biz %50-50 ortaktık. Yani 2,5 saat süren bir toplantı sonucunda, yani 2,5 saat süren 2 toplantının sonucunda biz ayrıldık. Hala benim çok yakın dostlarım ve benim koleksiyonerlerim. Bildiğiniz gibi “Galeri Zilberman” evresi başladı. Bu yılbaşı itibariyle de “CDA Projests”in de adını kaldırdık, onu da Galeri Zilberman bünyesine aldık. İşte Mısır Apartmanı’nda iki galeriyle ve bir art space ile devam ediyoruz yani işte kısa özet sanat beni ele geçirdi, öyle diyeyim size isterseniz.
Merve: Peki o zaman konuşurken geçmişteki ortaklarınızla, bu galerilerin durumu nedir diye konuştuk dediniz. Birincisi o zaman galerilerle ilgili gördüğünüz durum neydi? Neticede bir koleksiyoner olarak baktığınızda, bir iletişiminiz vardı. İkincisi de şu anda galerilerin durumunu nasıl görüyorsunuz? Sonuçta siz de bu ortamın bir parçasısınız.
Moiz: Tabii o dönemde, bizim herkes adına şikayetçi olduğumuz konu çok eski moda yürümekteydi bu iş. Sanatçıların şikayetleri vardı, çünkü galerilerin hepsi meslekten galericiler tarafından kurulmuştu, büyük zorluklarla yürüttüler bu işleri. Ben o dönemde, ayrıca başka bir yerden ciddi bir geliri olup da galericilik yapan kimse olduğunu hatırlamıyorum, herhalde ilk biz başladık. Dolayısıyla hakikaten Türkiye’de doğru düzgün bir pazar da olmadığı için maddi olarak çok zor durumdaydılar. Artı, bir galerinin fonksiyonu nedir, bir galeri nasıl çalışır, stratejisi nedir? Bu konularda çok kafa yorulmuyordu çünkü günlük gaileler herhalde bu arkadaşlarımızı çok fazla meşgul ediyordu, dönmeye çalışıyorlardı. Sanatçılar zor durumdaydılar maddi olarak. Yalnız maddi olarak değil artistik olarak da önlerine bir strateji çizilmiyordu. Dolayısıyla önü açık bir sanat ortamı yoktu. Biz bunu  demin anlattığım gibi şaka yolla başlayıp, sonra ciddiye binince ben biraz araştırdım. Baktım ki özellikle Amerika’da en başarılı galerilerin çoğu koleksiyonerler tarafından kurulmuş olan galeriler. Bu hikayeyi ilk defa biz yaşamamışız yani orada yaşanmış zaten. Çağdaş galeriler nasıl çalıştırılıyora baktığımızda hakikaten çok farklı olduğunu gördük. Ciddi bir ekip kurmak zorundasınız sanatçılar için. Bir kere galerinin bir sanat çizgisi olması lazım. Sanatçılarınıza artist liaison tahsis etmeniz lazım. Her bir sanatçınız için bir strateji çizmeniz lazım. Bizim ilk sergimizden beri yaptığımız gibi, ben ona çok inanıyorum katalog basmanız, kitap basmanız. Bunlar çok ciddi şeyler ve bunlar günlük değil aslında orta ve uzun vadeli programlamalar yapmanızı gerektirecek şeyler. Bayağı bir iş yani, çok ciddi bir iş. Türkiye’de pek de bilinmeyen konu budur. Genellikle koleksiyonerler ve bazı sanatçılarımız galerilerin ne kadar çok şey yaptığını, ciddi galerilerden bahsediyorum, çok bilmezler. Dolayısıyla buradan günümüze gelecek olursak, günümüzdeki galeriler ki eski dönem galerilerden tabii ki ayakta kalanlar var. Kimisi küçülerek, kimisi olumlu anlamda değişerek, evrilerek bugün artık daha iyi mekanlarda daha doğru mekanizmalarla çalışıyor galeriler. Birçoğu yani bildiğim birkaç tanesi artist liaison sistemiyle çalışıyor. Her sanatçının galeride bir temas noktası var. Bir kişi onun her şeyiyle ilgileniyor. Stratejileri var, işte uluslararası fuarlara katılıyorlar. Eskiden böyle bir şey yoktu tabii, söz konusu değildi. Bunlar büyük yatırımlar tabiatıyla. Hem finansal olarak hem zamansal olarak. Çok ilerledi yani, Türkiye’de şu andaki galeri ortamını birçok sorununa rağmen hem çok ilerlemiş olarak görüyorum, iki kategoride görüyorum. Galeri dediğimiz için non-profit yerleri saymayı şu anda. Bir bizim başladığımız anlamda işadamları diyelim, işkadınları tarafından kurulmuş, belli bir finansal desteği arkasında hissedebilen galeriler var. Onların hemen hemen tamamı diyebilirim ya da çoğu doğru stratejilerle yürüyor. Bir de genç arkadaşlarımızın kurduğu, daha dar olanaklarla yürütülen ama doğru yürütülen galeriler var. Olanakları dar, yapabildikleri dar ama prensipleri doğru. Bunu görüyorum ve destek olmaya da çalışıyoruz onlara. Hem koleksiyoner şapkamla, hem galerici şapkamla onlara destek olmaya çalışıyorum. Benim gibi yapan birçok koleksiyoner olduğunu da biliyorum çünkü doğru yapıyorlar, yanlış yapmıyorlar.  Doğru şeyler yapıyorlar, iyi sanatçı seçiyorlar, galerilerinin iyi bir çizgisi var, olanakları kısıtlı okay ama çok doğru şeyler yapan, çok güzel gençler tarafından yönetilen iyi galeriler var. Ben uluslararasılaşma oranının artmasıyla Türkiye’de galericiliğin daha da ileri gideceğine kesin gözle bakıyorum. Uluslararasılaşma derken de birkaç düzlemde diyorum. Hem tabii ki uluslararası sanatçıların da gösterilmesi ve temsil edilmesi hem de yurtdışında Türk sanatçıların bilinirliğinin artırılması yönünde çok çalışma yapmak lazım ama bu uzun vadeli bir çalışma. Bugün gittim, dışarıda bir sergi açtım, hop benim sanatçım uluslararası diye olmuyor, öyle değil. Çok, çok çalışmanız lazım.
Merve: Tabii koleksiyonerlerin ya da belli maddi imkanlarla gelen galerilerden söz ettik. Bir de tabii kendi, daha dar imkanlarıyla bu işi yapmaya çalışanlardan. Tabii ki imkanların getirdiği bazı fırsatlar da oluyor sanatçılar için de. Fakat bir taraftan da aslında bir galerici olgusundan da bahsetmek lazım çünkü imkan galerici kimliği ile beraber gelmiyor. Galerici aslında çok önemli bir nosyon yani sanatın gelişmesiyle ilgili de, galericiler tarihte de aslında güncel sanatta çok çok önemliler. Siz kendinizi bir galerici olarak mı görüyorsunuz yoksa bir yatırımcı olarak mı görüyorsunuz? Çünkü ben bu ortamda galerici olmayıp yatırımcı olan galeriler de görüyorum.
Yavuz: Galerici nedir? diyelim aslında.
Merve: Evet. Galerici de nedir?
Moiz: Evet ben galerici oldum. Sanat beni ele geçirdi ve galerici yaptı. İlk başta ben demin dediğim gibi belki 7/24 olacağını düşünmüyordum derken oturup bir karar da vermemiştim ama hiç öyle de ummuyordum, düşünmüyordum. Daha bir yatırımcı, galeri sahibi olacağımı sanıyordum. Ama öyle bir ele geçirdi ki beni bu ahtapot. Çok da memnunum bu ahtapotla böyle sarmaş dolaş olmaktan. Ben galerici oldum, doğrusu bunu herkes biliyor zaten. Ben başta kendi işim olmasına rağmen  zamanımın hemen hemen tamamına yakınını galeriye ayırmış durumdayım. Seyahatlerimin çok büyük bir kısmı bununla ilgili oluyor ama dediğiniz doğru. Herkes için aynı şey geçerli değil. Dünyaya örneklerine baktığınız  zaman galeri sahipliği yoluyla yürüyen başarılı galeriler var mı? Ben çok hatırlamıyorum, çünkü bu çok kişisel bir iş. Sanatçı da sizinle görüşmek istiyor.  Koleksiyoner de sizinle görüşmek istiyor. Bu çok kişisel bir iş. İstediğiniz kadar kurumsallaşın, bence bizim galeriler en çok kurumsallaşmış galerilerdendir. Bir-iki örnek daha var. Ona rağmen beni istiyorlar. Bu iş kişisel bir iş. Orada olmanız lazım.
Merve: Zaten bu vizyonu koyan aslında en başındaki insan.
Moiz: Aynen öyle, çok doğru söylüyorsunuz. O vizyon yoksa ve o kişi…
Merve: Evet, bir profesyonel o vizyonu koyamaz çünkü sahibi.
Moiz: Olmaz, olmaz. Mümkün değil. Artı bir de benim koleksiyoner şapkam var hala büyük bir hızla devam eden. Bir kere bir de şöyle bir şey var. Ben ilk başta sıkıntısını çektim onun. Kendim kişisel olarak hoşlandığım işlerle galeride sergisi açılacak olan işler arasındaki çizgide sıkıntılarım oldu. Şimdi öğrendim tabii çoktan ama hala şöyle bir şey var, ben bugün kişisel olarak hoşlandığım işlerden oluşan sergilerde her bakımdan çok daha başarılı oluyoruz. Bu bireysel bir şey. Benim içimle çok alakası olan bir konu. Daha başarılı oluyorum ve öğreniyorum her gün biraz daha fazla öğreniyorum. Galerici, bir deyim vardır İngilizceden geldi. Sanatçının nanny’si olmak zorunda her şeyden önce. Sanatçınızın her şeyiyle ilgilenmek zorundasınız. Sanatçınızı alıp bir yerden bir yere götüreceksiniz. Benim anladığım galericilik budur. İşte İngilizce deyimiyle “artist development” diyoruz. Sanatçıyı geliştireceksiniz yoksa bizde de kısmen yapıldığı gibi zaten kariyerini yapmış, çilelerini çekmiş, tırnaklarıyla, dişleriyle bir yere gelmiş olan sanatçıları biraraya getirip yıldızlar takımı kurarak ben galericilik yapılacağına inanmıyorum ya da bunun adı galericilik değil.
Yavuz: Risk almamak oluyor biraz da bu.
Moiz: Hiç, sıfır risk alıyorsunuz o durumda.Bu galericilik değil o zaman, sadece biraraya getirelim, koordinasyon filan diyebilirsiniz buna.
Merve: Çok benzer bir şeyi geçmişte galerici olan Murat Pilevneli programımıza konuk olduğunda da söylemişti.
Moiz: Ben dinledim o söyleşiyi, doğrudur. O da aynı şeyi söylüyor. Çok doğru bir şekilde anlatmıştı o da.
Merve: Aslında o bugünkü galerileri eleştirerek biraz.
Moiz: Evet. Aynı kanıdayım, doğrudur. Benim iki galeri modelimin altında aslında öteden beri bu yatıyor. Bir galeride ticari olarak artstik kaygılardan taviz vermemek şartıyla ticari olarak daha başarılı olabilecek sergileri gösterirken, bir diğer galeride her ne kadar o da bir ticari galeri olmakla beraber ya satılmasa da olur diyebileceğin sergileri rahatlıkla açabilmek için bu kendi kendini besleyen bir model oluşturmaya başladık. Sanıyorum da başarılı da olduk. Bugün bizim ikinci kattaki galerimiz eski adıyla CDA Projects Galeri, genç sanatçılara, genç küratörlere çok imkan veren bir galeri oldu. İyi bir ekiple onlara doğru fırsatlar vererek, doğru sergiler açarak sanıyorum bu sanatçı geliştirme yolunda biz iyi bir örnek oluşturuyoruz arkadaşlarımın katkısıyla. Bunu yapan başka birçok galeri de var tabii ki. Özellikle demin sözünü ettiğim çok büyük olanakları olmayan ve gençler tarafından yürütülmekte olan birçok galeri de cesaretle bunu yapıyor. Takdirle karşılıyorum çünkü çok zor bir şey bu. İki yıl hiçbir şey satmıyorsunuz. O sanatçının da yaşaması lazım. Hem sanatsal olarak bir yandan yaşaması lazım, hiç satmasanız da onun bilinirliğini artırmanız lazım hem de her işin bir maddi bir boyutu var tabii ki. O konuda da elinizden geleni yapmanız lazım. Eğer inanıyorsanız o sanatçıya. Ben şeyle tanıştım bundan 1,5 yıl önce. Meşhur Lisson Gallery’nin sahibi Nicholas Lonsdale ile. Legendary Nicholas Lonsdale derler ona. BU işi en iyi bilenlerden biri. O bana Anish Kapoor örneğini anlattı. Liseden beri tanıyor Anish Kapoor’u. 15 yıl hiçbir şey satmadık dedi. Ama ben inandım Anish Kapoor’a dedi. Bugün Anish Kapoor, Anish Kapoor oldu. Bu çok uzun soluklu bir iş.
Merve: Lisson da ihya oldu.
Moiz: Tabii ki. Ama bakın Lisson Gallery de doğru bir modeldir. Benim şahsi inancım öyle. Onlar da Anish Kapoor gibi çok satan, iyi satan sanatçıları doğru noktaya getirdiler ve çok doğru sergiler de açıyorlar o sayede.
Merve: Onların aslında benim de ilgimi çeken tarafı Lisson hala genç sanatçılarla çalışıyor. Varolan o Anish Kapoor döneminde Nicholas Lonsdale’in dengi olan sanatçılarla devam edip, şu anda onun artılarını toplamıyor, hala yeni sanatçılar ve onların gelişimine katkıda bulunmakla uğraşıyor.
Moiz: Çok doğru bir sanatsal çizgisi vardır Lisson’ın. Baktığınız zaman çok ciddi bir sanatsal çizgisi vardır, sapmaz. Secondary dealing’i yoktur mesela. Açıkçası benim ikonum olan galeriden bahsettiniz şu anda. Benim modelim Lisson olmak demeyeyim ama doğru bir galeri modeli olarak görüyorum açıkçası.
Yavuz: CDA, eski adıyla CDA ile ilgili bir sorum olacaktı ama isterseniz şarkıdan sonra sorularımıza devam edelim. Şimdi Moiz Bey’in Güncelleme programı için seçtiği şarkıyı dinleyelim. Yeni Türkü, Fırtına.

Merve: Güncelleme programında Moiz Zilberman’la birlikteyiz. Moiz Bey bu şarkıyı neden seçtiniz, Yeni Türkü’den Fırtına?
Moiz: Valla biliyorsunuz bazen eskiden beri bildiğiniz bir şarkı birdenbire dudaklarınıza yapışır, günboyu farkında olmadan onu mırıldanırsınız. Hatta bazen ıslıkla çalarsınız, farkına varırsınız ki ben hep aynı şarkıyı mırıldanıyorum. İşte geçtiğimiz Mayıs ayının en son günlerinden biri benim aklıma, benim dudaklarıma bu şarkı yapıştı. Bak işte yaklaşıyor fırtına diye, onun için bunu seçtim.
Merve: Teşekkür ederiz. Biraz önce konuştuğumuz bir konu vardı. Galericilikle ilgili, koleksiyoner  olarak galeri kurmakla ilgili ve Amerika’daki örneklerinden bahsettiniz tarihte. Şunu sormak istiyorum, neticede ticaretine başlıyorsunuz. Koleksiyonerlik de aslında sanatta bu tanımlar çok çelişkili olabiliyor. Neticede koleksiyoner olarak satın alıyorsunuz fakat satmak belki o niyetle almıyorsunuz ama o da ticaretine dönüşebiliyor ve sanatçılar için de zor durumlar oluşabiliyor özellikle müzayedeler dolayısıyla. Türkiye’de de maalesef bu tür olayları son 5-6 senedir çok gördük. İkinci el piyasasının, çok genç sanatçıların işlerinin müzayedelere düşmesi, kariyerlerinin başında bu sebeplerden ilerleyememesi.  Bu konudan nasıl korunulur? Siz bunu nasıl ayırabiliyorsunuz ya da galeride satarken siz buna dikkat ediyor musunuz koleksiyonerlerde?
Moiz: Teşekkür ederim bu soru için. Benim çok hassas olduğum bir konu bu. Evet biz ilk günden beri bu konuda çok hassas davrandık. Bizim galeriden koleksiyoner olmayan hiç kimse hiçbir şey satın alamadı bugüne kadar. Piyasada bizim esnaf tabir ettiğimiz arkadaşlarımız var. Onlar da tabii kendi ticaretlerini yapıyorlar. Onlara da saygım sonsuz, yaptıkları işe. Ben hiçbir zaman, koleksiyonun dışında bunu ticaret için alanlara satmamayı becerdim, öyle söyleyeyim. Direndik, sanatçı arkadaşlarımızla birlikte direndik. Biz rahatlıkla bugüne kadar sattıklarımızın iki katına kadar satabilirdik, üç katı kadar satış yapabilirdik. Ama ondan sonra senin söylediğin gibi, müzayedeye bak çok ilginç şekilde sen de “müzayedeye düşmek” deyimini kullandın, gayriihtiyari kullandın bunu. O zaman kontrolümüz kalmazdı, halbuki ben demin sanatçı geliştirmekten bahsettim. Sanatçıyı geliştirmek istiyorsanız eserinin kimde olduğunu bileceksiniz. Bu çok önemli. Biz ilk günden beri buna çok dikkat ettik, zaten ticaretini yapmak üzere almak isteyen arkadaşlar da bir süre sonra artık burada ekmek yok diyip bize uğramamaya başladılar. Bir tek olay olmuştur. O da koleksiyonerim diye alan bir arkadaşımız. Hepimizden, yalnız benden değil. Bilmiyorduk tabii.
Merve: Tahmin ediyorum yabancı.
Moiz: Değil onun koleksiyoner olmadığını biliyordum, bahsettiğin kişinin. Yerli bir arkadaşımız. Üç ay sonra topladığı bütün işleri müzayedelere koydu. Ben de kendisini çağırdım. Sevdiğim de bir insandır halen de görüşürüz. Dedim ki bak ben böyle satış yapmıyorum. Bundan sonra benden bir şey satın almak istersen bana bir kağıt imzalayacaksın. Ben 2 yıl boyunca bunu satışa koymayacağım, müzayedeye koymayacağım. Koyarsam zararlarını tazmin edeceğim filan gibi. Yoksa dedim dostluğumuz baki. Oldu, hala da dostluğumuz baki ama bir daha bir ticaretimiz olmadı. Bu konuda çok, çok dikkat etmek lazım. Ben başka bir yönüne deyineyim bunun, tatlı bir tarafına deyineyim. İlk başlardaki sıkıntılarımdan biri de şuydu. Koleksiyonerler arkadaşlarımdan çoğu benim arkadaşlarım zaten. O konuda çok eleştiri aldım. Şimdi sergi açıyorum, işler çok hoşuma gidiyor. En iyi işleri hemen kendime alıyorum. Sergi açılıyor, yok o satıldı, e kim aldı? Sen aldın değil mi? filan. Bu konuda bayağı sıkıntım oldu. Bu tatlı tarafı, koleksiyonerlik galericilik şapkalarının karışmasının. Sonra kendime bir sınır koydum. Şimdi açılış ve ilk haftasonu geçmeden kendi koleksiyonuma almamayı beceriyorum. Koleksiyonerlerime öncelik veriyorum. Yani ikisi birlikte gidebiliyor, kolay değil bazen ama ikisi birlikte gidebiliyor. Ama çok önemli bir yaraya parmak bastınız. Özellikle genç sanatçılarımızda maalesef çok fazla kandırılıyorlar, işte fiyatların şuraya çıkacak. Birdenbire bakıyorsun spekülatif fiyatlar tavanlara vuruyor vs. sonra aynı hızda geri gidiyor. Bizim, çok amiyane bir tabir kullanacağım ama o taraklarda hiç bezimiz olmadı ve olmayacak da. Bizim genç sanatçılarımızın fiyatları da makul düzeyde. Makul olarak talep oldukça tabii ki artırıyoruz ama makul kalmaya gayret ediyoruz. Hiçbir sıkıntımız, bakın 7. yılımıza geliyoruz. Bugüne kadar bu tür hiçbir sıkıntımız olmadı bizim. Bizim sanatçılarımızın işleri emin ellerde. Ama kolay mı? Hayır, değildi. Direnmek lazım. Sanatçılarımızla birlikte, onlar bana güç vermeseydi ben tek başıma direnemezdim. Onlar da bunu kabul ettiler, direndiler ve doğru bir noktaya geldik.
Yavuz: Genç sanatçılar demişken, güncel sanat alanında kafa yoran işte genç sanatçı, küratör, yazı yazan kişilerin üretim anlamında üretimini artırmak mümkün mü? Çünkü siz de biraz da “şimdi genç sanatçılara yatırım yapma zamanı” diyerek eski adıyla CDA Projects’i başlattınız. Orada bir fon vermeye başladınız. Genelde genç sanatçıların işlerini gösteriyorsunuz, genç küratörlerle çalışıyorsunuz.
Merve: Bu fon da çok özel bir fon. Türkiye’de olmayan bir şey diyebiliriz belki. Uluslararası anlamda aslında görülen, bilinen ve çok prestijli de bir jürisi olan. İz Öztat’la çalıştığınızı biliyoruz. İz de hepimizin bildiği, takip ettiği bir sanatçı.
Yavuz: Işın Önol, şu an onun sergisi var.
Moiz: Işın evet şu anda onun curate ettiği bir sergi var. O grant projemiz İz’in hakikaten akıl hocalığı, daha doğrusu İz’in çocuğu o, o yarattı. Ben bir non-profit bir aktivite yapmak istiyordum. İz de bu öneriyle gelince, üstüne atladım açıkçası. Çok doğru bir öneri. Türkiye’de ilk defa bir ticari galerinin adıyla bir grant veriliyor. İşte eski adıyla CDA Projects Grant, yeni adıyla Zed Grant. Çok yeni duyurduk. Dediğim gibi uluslararası niteliği çok ağır basan, her yıl 400’ün üzerinde aplikasyon alıyoruz ve artık artistic research, artistik araştırma projelerine verilen grant. Valla çok doğru, çok doğru giden bir şey. Bence bizim Türk çağdaş sanat ortamını uluslararası sanatın önemli isimleriyle temasa geçirme anlamında çok faydalı oluyor. Öbür taraftan eski adıyla CDA Projects’de biz genç sanatçılarla deyim yerindeyse büyük bir zevkle risk almaya devam ediyoruz ve edeceğiz. Daha avangart işlere, projelere yer veriyoruz. Curated projelere yer veriyoruz, genç küratörlere iş veriyoruz. Bir de “Genç Yeni Farklı” projemiz de devam ediyor. Her yıl yine 400’e yakın genç arkadaşım müracaat ettiği bir genç sanatçılar seçkisi yapıyoruz. Küçük bir fee ödüyoruz onlara. Genç sanatçıların desteklenmesi konusunda biz elimizden geleni yapıyoruz. Keşke daha fazla şeyler de yapsak. Önümüzdeki dönemde özellikle non-profit çalışan kuruluşlarda daha yakın bir işbirliği içinde belki bu konudaki katkımızı da artırabileceğiz.
Merve: Peki Moiz Bey. Öncelikle çok teşekkürler hem katıldığınız için hem de bu bahsettiğiniz özellikle bu grant ve genç sanatçılara verdiğiniz proje mekanındaki destek, genç küratörlere fırsat vermeniz gerçekten çok, çok değerli. Umarım daha fazla da örneği olur.
Moiz: İşallah daha fazla örneği olur. Valla bunlar da bizim geleceğimiz işte gençler. Bir de ben açıkçası şu espriyle bitireyim zamanımız varsa. Beni eski iş hayatımdan tanıyanlar diyorlar ki “Valla sen gençleşiyorsun”. O kadar çok, şaka bir tarafa o kadar çok gençlerle çevriliyim ki müthiş bir feedback oluyor. Hakikaten öyle güzel besleniyorum ki çok mutluyum. Hakikaten çok mutluyum. Bir de bir katkıda bulunduğumu görüyorum ve hakikaten güzel oluyor.
Merve: Teşekkür ederiz Moiz Bey.
Yavuz: Teşekkür ederiz geldiğiniz için. Haftaya görüşmek üzere.

Advertisements

One response to “MOİZ ZİLBERMAN

  1. Pingback: 21 Ocak 2014 Salı (246. Hafta) | _Kainatın Tüm Seslerine, Renklerine ve Titreşimlerine_ AÇIK RADYO·

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s