ZEYNEP ÖZ

Programı Dinlemek İçin |

Yavuz: Türkiye’den güncel sanat aktörlerini tanımak üstüne kurguladığımız Güncelleme programına hoşgeldiniz. Bugün yanımızda genç küratör ve yazar Zeynep Öz var. Kendisi SPOT’un kurucularından. Hoşgeldin Zeynep.
Zeynep:  Hoşbulduk.
Merve: Hoşgeldin Zeynep.
Zeynep:  Hoşbulduk.
Yavuz: İlk aklıma gelen soru, Matematik okurken birden güncel sanatla ilişkin nasıl gelişti? Biraz bahsedersen çok sevinirim.
Zeynep: Tabii. Ben üniversiteye gittiğimde ilk başta Astrofizik okumak için gitmiştim aslında. Bir şekilde analitik kafayla çalışmalara devam ederken Matematik bölümüne yöneldim. Matematiği yaparken ama liseden gelen bir fotoğraf ilgisi, aşkı vardı diyelim. Fotoğraf alırken, 1,2,3,4 diye giderken bir noktada devam edebilmek için resim almak zorundasın dediler. Resim aldıktan sonra yavaş yavaş çizim mizim derken bir şekilde üniversitede güncel sanatı, güzel sanatlar daha doğrusu akademisinden de mezun olmuş oldum. Üzerine de MFA yapmaya karar verdim. Master’ımı da sanatçı olarak devam ettirmek istedim. Ama master yaparken aslında çok da içinde olduğum bölümden çok da memnun kalmayıp yavaş yavaş müzelere girdim. Müzede çalıştım iki tane ve o sırada küratörlükle tanışıp küratörlüğe başlamış oldum.
Merve: Peki stüdyo okudun. Aslında sanatçı olarak devam edebilirdin. Hangi noktada bir kırılma oldu? Sanatı icra etmek yerine sanatı göstermek üzerine, sergilemek, araştırmak, yazmak üzerine hangi noktada bir kırılma oldu ve buna geçtin?
Zeynep: Aslında enteresan yani biraz da benim sanatla ilgili anlayışıma baktığınızda sanatçıyla küratör arasında çok keskin bir bölünme, sınır olduğuna da inanmıyorum aslına bakarsanız. Sanat yaparken diyorsun, gerçekten de galiba sanatçı olarak açtığım sergi sayısı, küratör olarak yaptığım proje sayısından daha fazladır. Sanat yapma pratiği tabii ki de var ama o stüdyo ortamına da çok inanıyorum. Bugünlerde güncel sanattan bahsediyoruz devamlı hani her şey bilgisayarda yapılabilir diyoruz ama bir ortamda olma, stüdyo ya da bir ofisinin olması, bir yerde sanatçıyla ya da küratörle yan yana bulunma ve orada iki tane stüdyo arasındaki duvardan geçip yan taraftakinin işlerine bakma, onunla bir diyalog oluşturma çok önemli şeyler bence. Küratörün de yaptığı bu, sanatçının yaptığı da bu bir yerde. Sanatçı olunca, birlikte sergiler düzenlemeye başlayınca tabii çevrendekileri organize etmeye, birazcık da organizasyon yeteneği varsa sen organizatör olarak ortaya çıkıyorsun. Bir şekilde dediğim gibi onlar biraz daha geçirgen galiba. Ama pratik olarak soruna cevap vermem gerekirse, bu Baltimore’dayken dediğim gibi MFA’imi yaparken,  Master of Fine Arts master’ımı yapıyordum. Aynı zamanda bir sergi üzerine iki müzede çalışmaya başladım. Maryland Historical Society, oranın tarih enstitüsü ve aynı zamanda African American Museum Reginald Lewis, oradaki daha çok ırk üzerine giden bir müzeydi. İkisine de girip çıkarken, birazcık müzenin içerisini, arkayı depoyu, sanat eserlerini, sanat işlerini, eskiyi, yeniyi tanımaya başladım. Öyle oldu.
Merve: Kendin sanatçı olarak bir şey üretmeye devam ediyor musun?
Zeynep: Değil ama aslında birazcık sanatçı adıyla hiçbir şey üretmiyorum. Küratör adıyla üretiyorum.
Merve: Küratör adıyla ama aslında bizim gördüğümüz projelerde en azından işbirlikçi gibi belki de küratör tanımından öte bir işbirlikçi gibi çalıştığını görebiliyorum.
Yavuz: Ben de belki de bu noktada şeyi sormak istiyorum. Küratörlüğü nasıl tanımlıyorsun? Biraz önce de bağımsız küratör olarak söyleyince, bağımsız küratör nedir senin için?
Zeynep: Bağımsız küratörlükten daha çok, önce küratörlük nedir soruna cevap vereyim. İkinci master’ımı da küratörlük üzerine yapmıştım. Orada da öğretmenimiz diyeyim, bölümün başındaki kişi  Maria Lind’di. Onun çok güzel bir küratörlükle ilgili tanımı vardı. Ben onu esas alıyorum ve bence güzel bir tanım. “Küratörlük sanat işini ve sanatçıyı kamusal kılmaktır” diyor. Bu sanat işini dediği gibi dört duvarı beyaz olan bir galeriye koymak da olabilir, bildiğimiz anlamda bir sergi gerçekleştirmek de olabilir. Şu anda sizin yaptığınız gibi sanatçıyı ve sanatı ve küratörü tanımak gibisinden daha kamusal bir alana radyo üzerinden ulaştırmak da olabilir. Atıyorum bir defter, kitap hazırlayıp bunu halka sunmak da olabilir, dışarıya sunmak, kamuya sunmak da olabilir. Bu şekilde geçişken bir alan olduğuna inanıyorum. Küratörlük de bu anlamda sanatçıyla işbirliği dediğine geri dönersek Merve, sanatçıyı ortaya çıkarıyorsan birebir anlaman gerekiyor. En önemlisi sanatçının ne yaptığını, pratiğinin ne olduğunu bilmen gerekiyor. Belki bu bazı noktalarda birlikte üretmen anlamına geliyor özellikle güncel sanata geldiğimizde. Tarihi eserlere, işlere baktığımızda 1920’lerde üretilen bir işe, tabii ki gidip üretemiyorsun birlikte. O kişiyle konuşamıyorsun, bir diyalog kuramıyorsun ama günümüzde zaten oldukça büyük bir, geçişken bir alandan bahsediyorsun. Bunu birlikte üretmen mümkün ve hatta bence önemli diye düşünüyorum.
Yavuz: Çok keskin sınırlar yok diyorsun bir anlamda.
Zeynep: Kesinlikle, aynen. Eleştirmenle ilgili de ama eleştirmenle küratör arasında daha keskin bir sınıra inanıyorum aslına bakarsanız çünkü küratör dediğim gibi sanatçıyla, benim kafamda en azından, benim tanımlarım içerisinde daha yakın, daha üretken birisi ama eleştirmensen bir yerde o yapılana, üretilene…
Merve: Mesafen olması gerekiyor.
Zeynep: Aynen, eleştirebiliyor olman gerekiyor o yüzden bazen bir çıt daha arkada durabiliyor olman gerekiyor diye düşünüyorum.
Yavuz: Peki, küratörlüğünü yaptığın sergilerde aslında dikkat ettiğim nokta, sergilemenin ötesinde araştırma sürecine odaklanıyorsun gibi hissediyorum ben. Çalışma pratiğin nasıl? Gerçekten bu şekilde mi ilerliyor yoksa nasıl kurguluyorsun?
Zeynep: Güzel soru. Bir örnek üzerinden gidelim mi?
Yavuz: Tabii ki.
Zeynep: Daha rahat belki. En son bu Mayıs’ta Beyrut’ta Home Works’te gösterilen “Plastic Veins” sergisi. Sizin de yakından tanıdığınız bir proje.  O projede dört kişiyi İstanbul’a çağırmıştım örneğin. Proje daha çok modernite üzerineydi, modernitedeki kurumlar üzerineydi. Aslında oradaki küratörlük diyeceğim tırnak içinde, küratörlük doğru kişileri seçmekti ama ne üreteceklerini kesinlikle bilmiyordum. İlgi alanlarının bununla ilgili, bunun üzerine olduğunu biliyordum. Modernite, kurumlar, 1950 öncesiyle ilgilendiklerini ve bir şekilde bazı şeyler bildiklerini biliyordum. Onları bir yerde buluşturup, konuşmalarını sağlamak aslında araştırma dediğim de bu bir yerde. Araştırarak herkes bir araya gelince, dört kişi bir araya gelince her tarafa saldıraraktan, yani hepsinin geçmişten gelen dağarcığıyla ve ileride bir proje var önümüzde ve bunu ne şekilde bütünleştirebiliriz diye düşünerekten, hepsinin bilgi dağarcığını bir araya getirme çabası diye söyleyebiliriz o süreci.  Araştırma süreci dediğin konuşma, fikir üretme mamafih birazcık sancılı oluyor açıkçası. Herkes tek başına birer tane projeyle geldiğinde. Siz tek başınıza üretin deseydim daha kolay olurdu muhtemelen ama kesişen ilgi alanları var tam ne olduğunu bilmiyorsun o yüzden zaman alıyor.
Merve: Organik bir bağ kurmaya çalışıyorsun bir şekilde. Sadece sanatçılarla çalışmıyorsun aslında projelerinde, benim gördüğüm kadarıyla. Sanatçı seçimin ya da projelerde çalışacağın insanları seçmen nasıl oluyor? Öncelikle teorik altyapısını mı oluşturuyorsun veya biraz spontan bir şekilde mi gelişiyor? Ne şekilde çalıştığını aynen Yavuz’un sorusunu biraz açmak üzerine.
Zeynep: Aslında galiba biraz şu şekilde, ilk başta doğru söylüyorsun bir nokta atışıyla bir ilgi alanı, bir proje seçiyorum. O zaman 1920-50 arası Türkiye’deki sanat kurumlarındaki kurumsallaştırma diyerekten çok geniş ama belli, spesifik bir konuyla çıkmıştım. Bu konuya eklemlendirmeler, bu kişilerle nasıl yapılabilir diye düşündüm. O zaman bir arşiv bulduk. İstanbul’da olan bir arşiv. O arşiv üzerinden nasıl çalışabiliriz diye düşünmeye başladık. O arşivi herkese gösterdim. Sonuç olarak o arşivi kesinlikle konuşmadık, kullanmadık.
Merve: Pardon, o projede kimler olduğundan da belki bahsedebilirsin.
Zeynep: Tabii, tabii. Maha Maamoun vardı. Kahire’de çalışan bir sanatçı. Kristine Khouri, Beyrut’ta araştırmacı. Kendine küratör de demiyor, sanatçı da demiyor, araştırmacı diyor. Dilek Winchester, sanatçı. Sarah-Neel Smith, Sarah-Neel Smith de araştırmacı
Yavuz: Akademisyen.
Zeynep: Phd, doktorasını yapıyor Los Angeles’ta. Akademisyen, sanat tarihçi.
Merve: Cemal Kafadar vardı sanırım.
Zeynep: Bu projenin bir kısmıydı. Bu bir proje oldu. Dört kişi diyerekten bahsettiğim. Dediğin gibi diğer bir kısmında da Cemal Kafadar ve Zeynep Yasa Yaman’ı, bir tarihçi ile bir sanat tarihçiyi bir araya getirmiştik. O daha organik bir şekilde oldu aslında. Onlar kendi başlarına ne yapacaklarını biliyorlardı. Belki de yaşla ilgili. Bu organik ve işbirlikçi çalışmayı ancak kendi yaş grubunla belki de daha iyi yapabiliyorsun. Yaş grubu derken yaştan, fiziksel olarak yaştan değil de küratöryel ya da sanatsal anlamda kariyerinde olduğun yerden bahsediyorum belki. Bunun dışında Burak Arıkan ve Graham Burnett vardı. Graham Burnett, Cabinet dergisinin editörlerinden bir tanesi. Burak Arıkan da sanatçı. Onların da eklemlenmeleri çok güzel bir şekilde ortaya çıktı. İkisi de bir konuşma hazırladı ve konuşmaların birinde tarihsel anlamda network’lerden bahsederken, Burak da dijital network’lerden bahsediyordu. Analog, dijital çok farklı iki şey gibi gözükse de ikisi de network üzerinden güzel bir birleşme yaşadılar ve Home Works’ün en güzel tartışma ortamlarından, diyalog ortamlarından bir tanesi oldu.
Yavuz: Şimdi kısa bir ara verelim. Güncelleme programında Zeynep Öz’ün bizim için seçtiği şarkıyı dinleyelim. Beyrut’lu grup  Mashrou Leila, Fasateen.

Merve: Güncelleme programında Zeynep Öz’le birlikteyiz. Zeynep bu güzel şarkıdan sonra, Beyrut’lu grubun şarkısından sonra sana Beyrut ilişkini sormayı istiyoruz. Beyrut’la bağlantın nedir?
Zeynep: Beyrut’la bağlantıma geçmeden belki de Beyrut’lu grupla ilgili belki küçük bir şey söyleyebilirim. Beyrut’lu grup Mashrou Leila dört daha doğrusu yedi tane mimarlık öğrencisinin stüdyolarında, akşamları üniversitedeyken geç saatlerde bir araya gelip mimari projelerini bitirirken birinin bir tarafta bir şey çalmaya, bir taraftan birinin konuşmaya başlamasıyla birlikte oluşan bir grup. Mashrou Leila; Mashrou proje demek, Leila gece demek. Gece Projesi gerçekten de. Öyle de güzel bir hikayeleri var. Sonradan çok büyük oldular. BBC, CNN, herkes onları aldı. Ama grubun içindeki bir isim Haig Papazian aynı zamanda Beyrut’tan benim çok sevdiğim sanatçılardan bir tanesidir. Onu da eklememiz lazım, oradan organik bir bağımız var. Beyrut’la olan ilişkime gelince, ikinc bir master yaptım küratöryel, küratörlük üstüne Bard’da. Bitirdiğimde aslında 9 yıllık Amerika’yı da bitirmiş oldum, Amerika’da yaşıyordum. İstanbul’a geri dönmeye karar verdiğimde, döndüm apar topar bir şekilde. Arada Beyrut’a bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Oradayken dediler Ashkal Alwan diye bir kurum var Beyrut’ta. Buranın da en köklü, en eski, güncel sanatı en görünür kılan ve dünya üzerindeki Beyrut’un görünürlülüğünü sağlayan kurum. Başında da Christine Tohme var. Hem kurucusu, hem  yıllardır yürütücüsü diyelim. Christine ile sen git bir tanış. Gittim ofisine, bildiğiniz akşamüstü 3:30-4:00’te bir kapıyı vurdum. Çok işim var ama sana bir merhaba diyeyim dedi. Öyle bir kahve, çay içtik ondan sonra ben İstanbul’a geri döndüm. İstanbul’da 3-4 ay boyunca çalışırken, biraz neler yapacağımı, hayatımı kurmaya çalışırken bir gün Christine beni emailimi bulup “Yarın sabah skype yapıyoruz”, “Peki”. Skype’ı açtım, “Bir haftaya kadar karar verme hakkın var. Buranın Home Works’ünü yapıyoruz”. Home Works de Beyrut’un neredeyse bienali. Ortadoğu’nun en önemli etkinliklerinden bir tanesi. “Bir haftaya kadar karar vermen gerekiyor. Bir yıl boyunca Beyrut’a taşınır mısın? Asistan küratör olaraktan.” dedi.  Ben biraz kurdeşen döktüm ve “Tamam” diyip taşındım. İyi kararlardan bir tanesiymiş. Aslında bu önemli bir şey bence. Bizim sahamızda, güncel sanatta ustalık-çıraklık ilişkisi diye tabir edebileceğim bir şey gerçekten de. Çok fazla profesyonelleşmemiş bir şey. Profesyonelleşmeye doğru gidiyor sanat gerçi ama nereden neyi öğreneceğini, neyi bileceğini bilmiyorsun. Benim Christine ile öyle bir ustalık-çıraklık ilişkim oldu ve bugüne kadar devam ediyor, çok değerli bir şey. O bir yılda öğrendiklerim benim hala şu andaki pratiğime devam ettirten, yardım eden, kuran, çatısını oluşturan şey diyebilirim.
Merve: Bir sene mı kaldın?
Zeynep: Yaklaşık bir sene. 10 ay.
Yavuz: Peki Amerika’dan dönme tercihin nasıl gelişti? Nasıl bir karardı? Burada, Türkiye’de olacağım diyerek mi döndün yoksa başka şekillerde mi gelişti?
Zeynep: Yoo, çok Türkiye’de olacağım diye gerçekten. Kişisel bir karardı. Hayatıma bu kadar zamandır burada yaşıyorum, hayatımı burada mı yaşayacağım yoksa başka bir yerde, başka şekilde mi kurmak istiyorum? New York değildi, New York’ta hayatımı böldüm, istemedim. Türkiye’ye geri dönmek istedim. İstanbul’da olmak istedim.
Merve: Peki, Beyrut’tan döndüğünde SPOT’u kurdunuz. Üç kurucu olarak SPOT’u kurdunuz. Tabii Christine Tohme çok ilginç bir karakter. Hepimize ilham olabilecek bir karakter o yüzden tahmin edebiliyorum sana da kendi bir yapı kurmakla ilgili de sana bir ilham vermiş olabileceğini ama bu motivasyonla mı zaten dönmüştün? Bu ne ile ilgili bir karardı Türkiye’ye dönmek? Bu işi kurmak üzere mi geri döndün yoksa böyle bir şey olması gerektiğini, böyle bir eksiklik hissedip mi geri döndün ya da döndün ve ondan sonra mı organik bir şekilde mi gelişti? Ve tabii ki SPOT’un ne olduğunu, senin için ne olduğunu anlatmanı.
Zeynep: Christine’den öğrendiğim ya da gördüğüm en güzel şeylerden bir tanesi “Gerçekten benim çalışma alanım Beyrut” diyor. Yurtdışından çok güzel teklifler, çok çekici olacağını düşündüğümüz bir sürü teklife de o yüzden hayır demiş. Çünkü ben buraya, bu şehre veriyorum, bu şehirde bir şey geliştiriyorum diye düşünüyor. O güzel bir ilişki ve beni de çeken bir ilişki. Beyrut değil, benim için İstanbul olduğuna inanıyorum. Bir yerle ilişki, o yerde bir ortam büyütmek, kendin adına, şehir adına, daha büyük şeyler adına önemli bir şey diye düşünüyorum. O yüzden benim için Beyrut değildi, İstanbul’du. Dönerken SPOT’u kuracağım diye mi döndüm? Hayır o şekilde değil, şöyle oldu. Laura Carderera kuruculardan bir tanesi. Laura’yla beraber daha çok Ortadoğu üzerinden aslında tanışıyorduk. O da Kahire’de çalışıyordu uzun zamandır. Tanışıklığımız vardı ve aynı anda İstanbul’a taşındık. Birlikte bir şeyler yapalım diye düşündük. Bu sürede Tansa Mermerci Ekşioğlu’yla da tanıştık. Onun da kafasında bir şeyler, yeni bir oluşum oluşturma fikri varmış. Laura’yla ben de aslında eğitim kurumları üzerine çalışmıştık. Ashkal Alwan da o dönem yeni bir geçiş dönemindeydi. Eğitim fikrinden başlayıp aslında şu anda olan SPOT’un olduğu sanatseverlik programları fikrine doğru eğrildik. SPOT’un önemli olduğunu, benim için önemli olduğunu düşündüğüm şeylerden bir tanesi sürdürülebilirlik üzerine de bir proje. Aslında sizler bunları en yakından bilen kişilerdensiniz. Çok fazla fon yok, finansal imkan önemli bir şey.
Merve: Aynı senede aslında, SAHA Derneği’yle aynı senede aşağı yukarı aynı aylarda kurulmuştu. Aynı şekilde sürdürülebilirlik bizim gibi kurumlar için önemli.
Zeynep: Aynen. Eksiklik varmış demek ki. Nasıl yapılabilir? Devamlı bir şeylere başvurmak gibi değil de. SPOT’u da bu şekilde özetlemek gerekirse, SPOT da aslında sanatseverlik projeleri, sanatseverlik programları, seminerleri ve aynı zamanda üyelik programları geliştirerekten bir yerde gelirini sağlayan ve oradan da üretim fonuna aktaran bir kurulum, yeni projeler üreten bir kurulum.
Merve: Peki SPOT’un sana, senin diğer yaptığın projelere kattığı şeyler var mı? Çünkü SPOT’da projeler yapıyorsunuz tabii ki sanatçılarla ama senin bağımsız küratör olarak çalışmalarına kattığı şeyler var mı?
Zeynep: Var. Güzel soru. Ben de geçenlerde düşünüyordum. Galiba SPOT’un 3. yılındayız. SPOT’un kişisel olarak söyleyeceğim bana en büyük katkılarından bir tanesi sanatseverle diyeceğim çünkü sanat profesyonellerine yönelik seminerler düzenlemiyoruz, eğitim programları filan düzenlemiyoruz. Sanatsevere yani aslında profesyonel olarak bir eğitimi, background’u olmayan kişilere hitap ediyoruz. Ona nasıl hitap edileceğini, ne şekilde konuşulacağını öğrenmek. Bunu kelimelerle söylemiyorum ama değişik şekillerde olabilir, iletişim yöntemleri. Bunun üzerine düşünmek adına çok önemli bir altyapı imkanı oluşturdu benim için.
Yavuz: Çalıştığın sanatçıları nasıl belirliyorsun? Bir de şeyi sormak istiyorum. Küratör – sanatçı arkadaşlık ilişkisi nasıl senin için?
Zeynep: Güzel bir soru. Bu galiba devamlı küratörlere her daim sorulan bir soru. Aslında iki şey söyleyeceğim bunda. Üniversitedeyken benim bir öğretmenim vardı. Chuck Holtzman. Dartmouth’tayken taa. Demişti ki, daha o zamanlar da yeni yetiyoruz, yeni yeni bu işin içine giriyoruz. Bana demişti ki, “Senin arkadaşlarının içinde işini sevmediğin var mı?” Sanatçıyım, sanatçı olarak üretiyorum o zamanlar daha. “Ne alakası var ki, çok ayrı iki şey” demiştim. O da demişti ki, “Benim gördüğüm, farklı olabilir ama benim şu ana kadar gördüğüm sanatçı olaraktan beğenmezsen birini sanat dünyasında onunla ilişkini sürdüremezsin” diye söylemişti. Bence güzel bir şey, doğru değil tam kesin çizgilerle söylemiyorum ama gerçekten de bir paylaşım yani yaptığımız sanat dünyasındaki paylaşımlar çoğunlukla entelektüel paylaşımlar, konuştuğun, ettiğin. O kişilerle bir araya geliyorsun ister istemez o kişilerle birlikte olmaya başlıyorsun. Ordan seçimden bahsedebiliriz.
Merve: Aslında programı kapatacağız ama son tek kelimelik bir soru soracağım. Senin güncel sanat alanında kahramanların var mı?
Zeynep: En zorlayıcı soruyla bitiriyoruz galiba. Örnek aldığım kişiler var diyebiliriz. Christine bunların başında geliyor belki daha önce söyledim. Aynı zamanda da İstanbul’da da bir sürü insana bizden önce giden, tarihsel olaraktan hiçbir zaman göz ardı etmemiz gerektiğine inanıyorum. Buraya emeği geçen 30-40 yıldır veya daha öncesinde bu alanı, bu kurumları tanıyan, inşa eden kişiler var. Hepsini teker teker incelemenin ve öğrenmenin çok önemli olduğuna inanıyorum.
Yavuz: Sana çok teşekkür ediyoruz. Enerjini programımıza yansıttığın için. Güncelleme programında Zeynep Öz’le birlikteydik. İyi günler dileriz.
Zeynep: İyi günler. Teşekkür ederim ben.
Merve: İyi günler.

Advertisements

One response to “ZEYNEP ÖZ

  1. Pingback: 17 Aralık 2013 Salı (241. Hafta) | _Kainatın Tüm Seslerine, Renklerine ve Titreşimlerine_ AÇIK RADYO·

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s