VOLKAN ASLAN

Programı Dinlemek İçin |

Yavuz: Güncelleme programına hoşgeldiniz. Bu programda güncel sanat aktörlerini misafir edip onları tanımaya çalışıyoruz. Bugünkü programımızın konuğu sanatçı Volkan Aslan. Hoşgeldin Volkan.
Volkan:  Hoşbulduk.
Merve: Hoşgeldin Volkan.
Yavuz: Şöyle başlayabiliriz diye düşünüyorum. Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okudun. Bu alanda çalışmaya karar vermen ve Mersin’den İstanbul’a gelme sürecin nasıl gelişti? Biraz bahsedebilirsen sevinirim.
Volkan: Şöyle oldu. Mersin’de üniversite’ye 2000 yılında girdim ve 2005’te mezun oldum. 2006’da İstanbul’a taşınmaya karar verdim. Bu arada koştum trafikten. Soluk soluğayım. Mersin böyle değildi tabii, daha rahattı ve trafik derdi yoktu. Koşmuyordum da bir yere. 2006’da geldim. Nasıl başladım? Sergilerim devam ediyordu zaten ben öğrenciyken. Burada başlamıştım, İstanbul’da bir şeyler yapmaya. 2007’de İMÇ 5533’ü kurduk Nancy Atakan’la birlikte. Sonra başladı, biraz kendiliğinden gelişti her şey. Daha kontrolsüz.
Merve: Peki madem İMÇ’de 5533’te bahsettik, biraz o konuya girelim direkt. Aslında daha sonra o konuyu açacaktık ama. Hou Hanru’nun Bienali’nden sonraydı. Sanırım bineal mekanı olarak kullanılmıştı İMÇ’deki mekan. Bu süreç nasıl gelişti? Birincisi nasıl bir ihtiyaçtan doğdu böyle bir sanatçı inisiyatifi mekanı kurmak? İkincisi Hou Hanru’nun bienaliyle bir bağlantısından, sizin için bir ilham yaratmasından söz edebilir miyiz?
Volkan: Şöyle söz edebiliriz. Aslında ilhamdan ziyade biz aslında İMÇ’nin o kadar da haritanın dışında olmadığını biraz göstermiş oldu. O tabi şöyle bir avantaj sağladı bize. İnsanlar Unkapanı’nı, İMÇ’yi daha fazla ziyaret etmeye başladılar. Halihazırda orada da Nancy’nin mekanı vardı, Nancy Atakan’ın. Bunu nasıl değerlendirebiliriz diye düşünüyorduk. Biz şeyi davet ettik ilk.
Merve: Marcus Graf?
Volkan: Yok, Adnan.
Merve: Adnan Yıldız.
Volkan: Adnan Yıldız’ı davet ettik 2007’de. “Big Family Business”, Büyük Aile Şirketi’ni yaptı orada. Daha sonra Marcus geldi, Marcus’la çalıştık. Sonrasında şöyle diyeyim, İstanbul Bienali’nin sadece bizim için şöyle bir rahatlığı oldu, lokasyonu yani haritanın çok dışında olmadığını insanlara gösterdi. Tabii böyle kurumsal bir girişle bir şeye başlıyor olmak daha avantajlı oldu.
Merve: Peki sanırım zaten mekan arıyordunuz değil mi? Aslında böyle bir fikriniz vardı. Nancy ile nasıl bir diyalogdan oluştu bu? Sizin için bunun anlamı neydi? İkiniz de sanatçısınız neticede kendiniz üretiyorsunuz. Sergileme mekanı veya proje mekanı yaratmanın sebebi neydi?
Volkan: Yani o dönemin ihtiyaçları daha farklıydı tabii. Bugün baktığında gerçekten böyle fiziksel bir sergi mekanına halen ihtiyaç var mı ya da ne kadar ihtiyaç var? Aciliyeti nedir bugünün? O tartışılır ama beş sene önce, altı sene önce böyle bir ihtiyaç vardı. Sadece sanatçılar için değil böyle genç … Ben hala soluklanmaya çalışıyorum. Genç küratörleri de desteklemek yani onlara üretim alanı açmak, fiziksel bir mekan açmak. Onun dışında daha farklı ne yapılabilir? Prodüksiyon desteği sağlamak ki elimizden geldiği kadar, öyle büyük prodüksiyonlar tabii ki yapamıyoruz. Onun dışında Nancy ile ben Mersin Üniversitesi’nde öğrenciyken tanışmıştım, bir sempozyumda. Sonra da kendiliğinden organik bir ilişkimiz oldu. Ben İstanbul’a taşınınca da kendisi çok fazla yardımcı oldu. Atölyesini açtı. Bir süre onun atölyesinde çalıştım. Sonra beraber işler ürettik bir dönem.
Yavuz: İstersen biraz erken ara verip şarkıya girelim. Sen de biraz soluklanmış olursun.
Volkan: Olur, süper olur.
Yavuz: Biz programda çağırdığımız konuklardan bizim için bir şarkı seçmelerini istiyoruz. Şimdi senin seçtiğin, Güncelleme programı için seçtiğin Keny Arkana’dan “Je Me Barre” isimli şarkıyı dinleyelim.

Merve: Güncelleme programında sanatçı Volkan Aslan’la birlikteyiz. Biraz önce 5533, Volkan’la beraber Nancy Atakan’ın kurduğu 5533’ten bahsediyorduk. Bir sanatçının böyle bağımsız bir mekan kurması nasıl bir motivasyon içerir?
Volkan: Daha önce söylemeye çalıştığım gibi. Gerçi çok soluk soluğaydım pek bir şey anlatamadım herhalde. Şimdi iyiyim bayağı.
Yavuz: Dublörün gitti.
Volkan: Aynen. O motivasyon biraz şundan başlıyor. Son birkaç senedir İstanbul’da ciddi bir, artık ne demek doğru olur emin değilim kelime olarak ama bir patlama var ya da nasıl diyeyim bir yükseliş, bir çekim merkezi durumu var. Tabii bütün bunların arasında her şey çok ciddi ticarileşiyor ya da çok ciddi kurumlaşıyor. Aradaki boşluklar gittikçe azalıyor. Kurumsalla ticari yapılar arasında hiçbir boşluk yok. Tamamen yerçekimsiz bir ortam oluşmaya başladı. Bizim ilk motivasyonumuz hani şöyle bir şeydi. Aslında 5533 bizim için bir park gibi. Bir şehirde yaşıyorsunuz. Nüfus yoğunluğu olan bir yerde. Binalarda yaşıyorsunuz ama bir taraftan da bazen gidip bir yerde hava almayı istiyorsunuz. Koşmak istiyorsunuz, piknik yapmak istiyorsunuz, dilediğinizi yapmak istiyorsunuz . 5533 biraz öyleydi bizim için, motivasyonu. İlk başlarında öyleydi sonra tabii biraz dönem dönem bizim davet ettiğimiz direktörlere göre değişkenlik gösterdi işleyiş şekli. Ama bizim için başından beri hep şey motivasyonu vardı. Orası şimdi bir bahçe ve biz orada istediğimizi yapabiliriz. Bir yere hesap vermek zorunda değiliz, sponsorumuz yok, bir yere rapor vermek zorunda değiliz.
Merve: Artık zorundasınız galiba.
Volkan: Değildik.
Merve:  5533’e SAHA Derneği bir destek verdi. Ondan bahsediyorum o yüzden raporlamadan söz ettik Volkan’la. Bağımsız inisiyatiflerin sürdürülebilirliğiyle ilgili bir destekti bu. 5533’ün de faaliyetlerini destekliyor olacak SAHA Derneği. Önümüzdeki bir sene boyunca. Ama evet tabii ki tamamen bu destek dahil, daha önce konuştuğumuz bir şeydi sponsorluk almıyorsunuz.
Volkan: Yok, evet.
Merve: Ve bağımsız kalmak sizin için çok önemliydi. O yüzden belki de 5533 pek çok benzeri  inisiyatife örnek teşkil etti. Geçtiğimiz, işte 2007’de kurulmuştu, 2007’den itibaren.
Volkan: Şehirde yaşayan insanlar için park ne ise İstanbul’da da 5533 bizim için biraz öyle. O boşlukları doldurmaya çalışıyoruz. Keşke daha fazla olsa tabii o aradaki mesafe gittikçe açılıyor. İnisiyatifler ya da bağımsız mekanlar artık gittikçe başka çizgilere, haliyle ister istemez, kaymak zorunda kalıyorlar. Çünkü ekonomik olarak İstanbul’da direnmek de çok zor.
Yavuz: Park örneği iyi oldu sanırım, buradaki parkların da azalması gibi.
Volkan: Gezi Parkı gibi bir şey bir taraftan 5533 ve daha fazla olması gerekiyor.
Merve: Ama senin 2007’de 5533’ü kurduktan sonra İstanbul’da birçok gelişme oldu. Türkiye’de de birçok gelişme oldu diyebiliriz. Ankara’dan da bahsetmek en azından kurumsal yapılar anlamında mümkün. Senin için bir sanatçı olarak bu alanda faaliyet gösteren, bir patlama oldu dedin, bu sadece ticari bir patlama değil Türkiye’deki mekanlar da arttı. Sanatçıları sergileme imkanı sağlayacak, araştırma imkanı sağlayacak mekanlar da arttı. Bir sanatçı olarak senin için ne değişti? Çünkü sen tam bu döneme denk geldin aslında.
Volkan: Bütün o değişimi, o kırılma, çok hızlı oldu aslında her şey. Halen de devam eden bir şey. Benim için ne değişti? Her şey o kadar hızlı oldu ki aslında hepimiz için biraz öyle oldu diye düşünüyorum. Gerçekten bunu sindirip, ne kadar sindirebildik, ne kadar takip edebildik bu süreci çünkü içerisinde yuvarlanıp bir taraflara gittik hep. Şimdi durup düşününce, evet benim için ne değişti diye aslında bir sürü bir şey değişti. Kendi kendime, böyle baş başa kaldığım zaman oturup düşündüğüm bir şey değil çünkü çok fazla içinde yuvarlanınca bir şeyin dışarıdan böyle her şey aynı gidiyor ya da daha iyiye daha kötüye gidiyormuş gibi geliyor ama içeride küçük değişimlerde bir sürü değişimler oluyor.
Merve: Mesela temsilin var.
Volkan: Bir taraftan bir galeriyle çalışıyorum. Bir taraftan yeni kurumlar eklendi. Onlarla çalışmaya başladım.
Merve: Arter’de sergin oldu, yeni prodüksiyon yaptığın.
Volkan: Bir taraftan varolan halihazırdaki kurumlar kimlik değiştirdi. Platform’un Salt olması gibi, toplanması gibi hepsinin bir araya. Garanti Galeri’nin de, Platformun’da, Osmanlı Bankası’nın da. Aslında düşününce bir sürü, bir sürü galeri eklendi. Tophane’de birçok galeri açıldı, sonra dağıldı, sonra tekrar bir şeyler oluyor. bUnların hepsi üç sene içinde mi, acayip bir hızda oldu.
Yavuz: Biraz önce sürdürülebilirlikten bahsettik. Farklı jenerasyonlardan, farklı işler üreten iki sanatçısınız Nancy ile. Benim de daha çok sanatçı kolektifleri ve birarada çalışmak düşündüğüm bir konu. İşbirliği halinde bir mekanın sorumluluğunu ortaklaşa yürütmek ve kendi aranızdaki bu sürdürülebilirliği sağlamak zor mu ya da siz nasıl başarıyorsunuz? 2007’den bu yana oldukça uzun bir süreç var. Siz nasıl ayakta kaldınız?
Volkan: Şimdi bizim için sanırım en büyük avantaj, bunu söylemek yanlış olmaz. Bizim kira vermiyor olmamız mekana, sanırım bu İstanbul için büyük bir avantaj. Çünkü birçok mekanın devam edememesinin nedeni aslında yüksek kiralar, faturalar, bunun geri dönüşümünün olmaması. İşte az önce bahsettiniz SAHA Derneği evet sürdürülebilirlik anlamında bir destek veriyor ama bu da bu sene başlayan bir şey.
Merve: Tabii, tabii.
Volkan: Bundan önce inisiyatifler için böyle bir destek yoktu. En fazla yapabileceğiniz şey dernek olup, Avrupa fonlarından birini almak ki 5533 olarak hiçbir zaman böyle bir şey istemedik.
Merve: Çünkü o da bir baskı yaratıyor.
Volkan: O da ayrı bir baskı yaratıyor, ayrı bir yavaşlık getiriyor, ayrı bir işleyiş kazandırıyor ister istemez. Asıl sürdürülebilirlik şöyle başladı, aslında bir deneyim olarak biz başladık işe. Nancy’nin hep öyle bir hayali vardı. Bir sanatçı olarak bir mekan pratik etmek. Tabii daha sonra biz bu mekanı bir seferlik, iki seferlik kullanıp sonra atıl bir yere dönüştürmek yerine dediğim gibi beş sene öncesinin ihtiyaçlarıyla 2013 senesinin son ayının ihtiyaçları çok farklı. O dönem evet mekan bir gereklilikti, şimdi ama öyle olduğunu pek sanmıyorum. İnsanların artık mekana değil de başka bir pratiğe ihtiyaçları var. Biz de o yüzden misafir direktör uygulamasına başlamıştık ilk seneden. Her sene bir direktör çağırıp onun programını getirmesini, ne istiyorsa yapmasını. Bu sene mesela, bilmiyorum duyurmak ne kadar doğru olur ama.
Yavuz: İlk bizim programdan duyuralım.
Volkan: Evet, biraz öyle olacak. Bu seneki direktörümüz Özge Ersoy. Özge de daha çok metin ağırlıklı bir proje gerçekleştirmeyi düşünüyor. Tabii 6 aylık bir proje aslında onun istediği. Bu sene de biraz öyle olacak çünkü o da artık bir süre böyle ilerlemesi gerektiğini düşünüyor. Biz çünkü gelen direktörlerin programlarına pek müdahale etmiyoruz, genelde hiç etmiyoruz.
Merve: O yüzden aslında Nancy ile birini serbest bıraktığınız için belki de gerilimler azalıyor.
Yavuz: Onun rahatlığı olabilir.
Volkan: Biz Nancy ile orada daha çok işte çevremizdeki komşularla filan iletişimi, o sürdürülebilirliği, işin o kısmını üstleniyoruz. Direktör de işin program kısmını, mekanın işleyişini, işte ne olacağını sergi mi, konuşma mı, ne istiyorsa.
Yavuz: Programın başında aslında sorduğum, programın başına dönüp Mersinli bir sanatçı olmanın senin için avantajı ya da dezavantajı var mı?
Merve: Aslında geldii nokta belki de, pardon Yavuz lafını böldüm ama ikinci programımızda Halil Altındere’yi misafir etmiştik ve Halil ile konuştuğumuz şeylerden bir tanesi o dönemde Proje 4L’de Vasıf Kortun davetiyle yaptığı “Plajın Altında: Kaldırım Taşları” sergisiydi. Kelimeleri karıştırmış olabilirim.
Volkan: “Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var”.
Merve: Evet, ve Halil’le şunları konuşmuştuk aslında Vasıf Kortun’un o zamanki aradığı şeylerden bir tanesi üç merkezden belki İzmir, Ankara, İstanbul, özellikle İstanbul merkezli sanatçıların domine etmesiydi. Belki de bugün bile bundan söz edebiliriz. Senin Mersinli bir sanatçı olman sana bir şey kazandırdı mı ya da senin için dezavantaj oldu mu?
Volkan: Şöyle aslında avantajı oldu diyebilirim çünkü bin kilometre öteden geliyor olmak bir şehre ve insanların bildiği Mersin diye bir yer var ama orada üniversite mi var, güzel sanatlar mı var, hocan kim, ne yapıyorsunuz? Bir de bir taraftan başka disiplinlerle uğraşıyor olmak yani öyle bir periferiden yani çevreden geliyor olmanın avantajı vardı. İnsanlar görüşmek istiyorlardı, ilgilerini çekiyordu, şaşırıyorlardı böyle bir yerlerden bir şeylerin geliyor olmasına. Bir de her zaman, her yerde gördüğü bir insan değilsin sonuç olarak yani her yerde karşılaşabileceği. Bir de ben çok genç başladım, 2000 yılında girdim. 2001 yılında İstanbul’da bir sergi vardı, orada başladım. İnsanlar şaşkındı, ben onun tabii ki dezavantaj olduğunu hayal ediyordum. Şimdi baktığımda biraz avantajlı bir durumdaymışım.
Merve: Belki tam o döneme, çok önemli bir döneme denk geldin.
Volkan: O dönem biraz, benim için bana sorsanız on sene önce bu dezavantaj derdim muhtemelen.
Merve: Tabii ama jenerasyon olarak Vasıf Kortun’un döndüğü, Halil Altındere’nin aktif olduğu ve senden jenerasyon olarak büyük bir jenerasyondu. Farklı bölgelere konsantre olmakla ilgili onların bir isteği vardı.
Volkan: Tabii şöyle bir şey vardı. Tam kim söyledi hatırlamıyorum yani o yüzden isim vermeyeyim ama şöyle bir söylem dolaşıyordu. Ya New York’tan geleceksin ya Diyarbakır’dan. Böyle bir geyik mi denir artık nedir vardı. Espiri.
Yavuz: Halil bir de şöyle bir şeyden bahsetmişti, yine Halil’in katıldığı programdan örnek vereceğim ama “Benim kahramanlarım vardı, İstanbul’a gelince onları öldürdüm beynimde” demişti. Senin için de benzer bir durum var mıydı? Uzaktan kahraman gibi gözüken ama buraya geldiğinde…
Volkan: Çok, çok var. Öyle bir şey oluyor. Yani geride de bırakıyorsun tabii. Sadece buraya geldiğinde buradakleri öldürmüyorsun. Ben arkamda da bir sürü kahraman bıraktım geldim. Yani onları da bir süre sonra öldürüyorsun ister istemez çünkü devam etmen gerekiyor hayatına.
Merve: Senin kariyerin adına önemli, senin için çok önemli olan tabii ki Nancy Atakan’dan bahsedebiliriz şu ana kadar çok fazla andık. Onun dışında birileri oldu mu?
Volkan: Bir sürü sanatçı oldu ama kişisel olarak çok fazla tanıdığım, içine girdiğim o kadar kişi olmadı. Ben mesela Hüseyin Bahri Alptekin aslında onun Michael Morris ile yaptığı kamyonlu işte toplu kamyon diyeyim artık ismine. “Turk Truck”. Mesela o iş hayatımı değiştiren işlerden bir tanesidir ilk gördüğümde. Onun dışında yine Halil, Şener onlar benim bir üst dönemim. Onlar şöyle bir rol modeldi bir taraftan…
Merve: Şener Özmen, dinleyiciler için de söyleyelim. Halil Altındere, Şener Özmen.
Volkan: Onlar da tabii şeyden geldi aslında onlar da tabii bir şekilde aynı coğrafyadan geldi daha sonradan. Hatta Şener Özmen halen gelmiş değil, Diyarbakır’da yaşamaya devam ediyor ısrarla.
Merve: Sen kendi bölgenden, Mersinli olduğun için söylüyorum çünkü Diyarbakır’la ilgili gerçekten böyle bir şeyi ben de duydum. Mersin ile ilgili herhangi bir şey yapıyor musun?
Volkan: Ziyaret etmek dışında öyle pek bir şey yapmıyorum ama gittiğim zaman üniversitede workshop filan yapıyorum sadece. Dönem dönem ziyarete gidiyorum senede bir kere. Dışarıdan bir ders işliyor gibi. Sadece atölye çalışması o kadar. Organik bir bağım yok Mersin ile gerçekten.
Merve: Peki sence fırsatlar nasıl artırılabilir? Çünkü Türkiye’de şu an hani ne kadar 2000’lerin başındaki sergilerden bahsetsek de bir grup sanatçı gerçekten kazandırıldı. İstanbul, Ankara ve İzmir’in domine ettiklerinin dışında bir grup sanatçı kazandırıldı fakat yine aynı problematikten bahsedebiliriz. Aslında bu şehirlere odaklı sanatsal üretim diyebiliriz.
Yavuz: Bir bilgi aktaramından söz edilebilinir mi ya bu nasıl yapılabilir? Böyle bir şeyin üstüne gitmek yani oradan çıkıp, buraya gelip, deneyimlerini paylaşıp, oradaki kişileri belki yeni bir oluşuma teşvik etmek.
Volkan: Ben işte geçen hafta Yıldız’da Sanat Yönetimi bölümünde bir ders verdim. Haliyle şöyle bir manzarayla karşılaştım. Umutsuz karşımdaki insanlar yani yaptıkları işe, okudukları ya da çalıştıkları alana göre çok umutsuzlar çünkü bir yandan şeyi düşünüyorlar “Tamam sanat yönetimi okuyoruz ama ne olacak sonunda?”. Haliyle haklılar çünkü yıldız’da 30 kişi var atıyorum, bir sınıfta sanat yönetimi. Şimdi neredeyse her üniversitenin bir sanat yönetimi bölümü ya da bir sanat fakültesi var. Her biri yüzlerce mezun veriyor bir yıl içerisinde. Bizim bu kadar sanat yönetmenine, bu kadar küratöre ya da bu kadar sanatçıya ihtiyacımız var mı?
Merve: Sanatçıya var tabii.
Volkan: Bir taraftan da şöyle bir enflasyon var, sanat ziyaretçisinden çok sanat üreten insan var bu coğrafyada. O kadar kişinin sergi gezdiğini zannetmiyorum. Sanatçı sayısı izleyici sayısından fazla olabilir bir düşündüğümüzde ve umutsuz bir durum. Bütün bu arada bir fırsat yaratman gerekiyor ki seni diğer binlerce kişiden farklı kılacak bir şey yapman gerekiyor, onlardan ayrışman gerekiyor çünkü diğer türlü sen o binlerce kişiden biri oluyorsun. Bende şöyle bir şey vardı işte o Mersin avantaj, dezavantaj bölümü şöyle bir şeydi; ben şanssız başladığımı düşünüyordum ama bir taraftan da şöyle bir şey hissediyordum. Benimle gelen bir şans olmadığı için o şansın hepsini kendim yaratmam gerekiyordu. Onu da elimden geldiğince kendim yaratmaya çalışıyorum yani kendi fırsatımı yaratmak gibi ama nedir o bilmiyorum.
Yavuz: Son soruyu belki hızlıca sorabilirim. Yakın zamanda Arter’de kişisel bir sergin oldu. “Hatırlamayı Unutma”. Bir de sanırım bunun yazılı olduğu bir dövmen var.
Volkan: Evet dövme daha önce sergi daha sonra.
Yavuz: Evet, dövme daha önce. Hatırlamayı unutma dediğin şey ya da şeyler nedir?
Volkan: O çok bireysel bir hikaye işte bir sürü ne bileyim o memuriyet hayatı, köylerde bir sürü yerlerde büyümem farklı farklı yerlerde sadece Mersin değil. Mersin benim yaşadığım tek büyük şehirdir. Bütün o kendi kişisel belleğimi bir anda bir yoklama gibi, bahar temizliği gibi, işte neler kalmış aklımda? O biraz onunla ilgiliydi ve şeyle başlamıştı işte “Hiçbir gün aynı gün değildir aslında” ya da “Hiç kimse herhangi biri değildir.” bir taraftan da. İşte oradan başlayıp, “Herhangi Bir Gün”dü aslında ismi serginin. Daha sonra kolumdaki dövmeyle ve serginin küratörüyle konuşmalar sonucunda “Hatırlamayı Unutma”ya çevrildi.
Merve: Volkan’a teşekkür ediyoruz. Aslında konuşacak daha çok şey vardı.
Volkan: Ben bir koşmasaydım ya da daha hızlı koşsaydım.
Yavuz: Yine de iyi toparladık.
Merve: Evet, tekrar, tekrar konuşmaya bekliyoruz diyerek kapatalım bugün programı. Volkan Aslan bugün Güncelleme’nin konuğuydu. Teşekkür ederiz Volkan.
Volkan: Ben teşekkür ederim ikinize de.
Yavuz: Teşekkürler.

Advertisements

One response to “VOLKAN ASLAN

  1. Pingback: 10 Aralık 2013 Salı (240. Hafta) | _Kainatın Tüm Seslerine, Renklerine ve Titreşimlerine_ AÇIK RADYO·

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s