ARİ MEŞULAM

Programı Dinlemek İçin |

Yavuz: Merhaba. Güncel sanat aktörlerini konuk ettiğimiz ve onları tanımak üstüne kurguladığımız Güncelleme programındayız. Bugün yanımızda koleksiyoner Ari Meşulam var. Hoşgeldin Ari.
Ari:  Hoşbulduk.
Merve: Hoşgeldin Ari.
Ari: Çok teşekkür ederim davetiniz için.
Yavuz: Biz teşekkür ederiz geldiğin için. Öncelikle biraz kendinden bahsederek başlayabiliriz.
Ari:
Olur tabii ki. Ben aslında Adana doğma büyüme bir insanım ama çok küçük yaşta Belçika’ya taşındık ailece ve yurtdışında 20 sene yaşadıktan sonra Türkiye’ye geri döndüm iş dolayısıyla. Geri döndüğümden hemen hemen iki sene sonra şans eseri üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşım beni bir sanat etkinliğine davet etti. Art Basel’e davet etmişti 1999’da. O günden beri sanata ilgim başladı diyebilirim, güncel sanata özellikle.
Merve: Peki, ilk almak istediin eseri hatırlıyor musun?
Ari: Hatırlıyorum çünkü o zamanlar yani herkes bence ilk başladığı işi, ilk başladığı okulu veyahut ilk başladığı bir ilgiyi çok daha yakından hatırlar, sonra yavaş yavaş tabii bu daha fazla bir tecrübe olunca daha zor unutulur.  1999’da Basel’e gittiğimde çok güzel bir galeride küçük bir portre görmüştüm. Çizgisi ve renkleri çok hoşuma gitmişti. Fiyatını 2000 Dollar biçmişlerdi. Bana pahalı gelmişti o zamanlar ve “Düşüneyim” demiştim, nitekim de ertesi günü arkadaşlarım “Tamam, git al bu çok güzel” demişti.
Merve: Kimin portresiydi?
Ari: Elizabeth Peyton, bir ressamın Lady Diana portresiydi. Küçük bir portre, belki 10×15 cm gibi ama nitekim satılmıştı ertesi gün. O yüzden de halen aklımda kalmıştır “O resmi neden almadım?” diye çünkü şimdi çok değerli bir eser olduğunu düşünüyorum.
Yavuz: İlk aldığın eser ne oldu bunun ardından?
Ari: İlk aldığım eser “Liste” diye bir fuar var Basel’in yanında, birazcık daha genç sanatçıların gösterildiği bir fuar. Orada New York’lu bir galeriden bir eser almıştım. Fakat şimdi ismini çıkartamadım ama tabii ki çok daha küçük boyutta bir eserdi. Küçük bir resim, Miami’li bir sanatçının resmiydi.
Merve: Hala sende mi?
Ari: Hala bende , evet evet, hala bende. Birkaç sene sonra da onun stüdyosunu gezmiştim, kendisiyle de tanışmıştım. Başka bir sanatçı var, Türkiye’de de sergi yaptı Hernan Bas diye. Onunla aslında aynı stüdyoyu da paylaşıyorlardı ama sonra ayrıldılar. Bu vesileyle onunla da tanışmıştım.
Merve: Koleksiyonunun bir teması olduğunu söyleyebilir misin? En başta aslında senin için bir macera gibi başlamış. Daha sonra bir tema belirledin mi?
Ari: Bence temadan öte kendi kişiliğimi, belki çok genel bir şey olacak ama kendi kişiliğimin bir aynası gibi diyebilirim ve görenler de zaten böyle yorumlarda bulunuyor. “Bu hakikaten seni birazcık yansıtan bir koleksiyon”. Biraz eklektik, biraz acı çeken sanattan daha estetik, daha az estetik aslında bu şekilde anlatmak çok zor ve bu yüzden kendim de çok büyük bir koleksiyoner ismini çok fazla kendime veremiyorum. Çünkü sanki böyle koleksiyoner olmak için bir tema veya bir çizgi yakalamak veyahut da bir dönemi toplamak gibi bir unsur gerekiyor sanki ama o yüzden de koleksiyoner miyim değil miyim her zaman soruşturuyorum.
Merve:
Senin için bu bir kimlik mi ya da sence koleksiyonerlik bir kimlik olmalı mı? Hem uluslararası bağlamda hem de Türkiye bağlamında.
Ari: Aslında bence bu bir kimlikten öte sanki yeni 10-15 senedir bu çağdaş sanatın ve çağdaş sanatın topluluğunun yarattığı bir isimler olduk. Ne diyeyim çünkü muhtemelen ben bile bunun farkını görüyorum. 1999, 14 seneden bu yana inanılmaz büyüyen bir, parasal anlamda, kişisel anlamda bir resmen bir müessese oldu bu güncel sanat. Bu güncel sanatın aktörleri oluyor artık. Biz de aktörlerin bir parçası olduk, işte fuarlara giden, satın alan koleksiyoner oluyor. İşte sanat danışmanları, küratörler, galeriler yani aslında bu küçük dünyamızın bir parçası. Onu da işte adlandıracaksak da koleksiyoner oluyor.
Yavuz: Senin bir danışmanın var mı?
Ari: Benim bir danışmanım yok ama böyle sevdiğim insanlardan da mesela burada Aslı Sümer vardır, Art Sümer’in sahibi. Ona birkaç kere danışmışımdır ve hakikaten de çok da onun söylediklerini dikkat ederim ve değer veririm. Her zaman başka kişilerden de fikir almak güzel bir şeydir.
Yavuz: Tabii çok ilgi alanıma göre seçiyorum dedin ama sanatçıların kariyerlerine de bakıyor musun?
Ari: Ben aslında bir yandan da genç sanatçıları da desteklemeyi seviyorum o bakımdan mesela yeni başlayan bir sanatçının, tamam daha kariyeri yoktur belki ama destekleme amaçlı da küçük bir eserini alırım. Tabii ki meşhur isimlerin ayrı kariyerleri oluyor. 75-80 yaşında, ölmek üzere alayım gibi bir düşüncem hiçbir zaman olmamıştır. İş çok güzel olabilir, 21 yaşında bir sanatçı olabilir, bana hitap eder. 78 yaşında bir sanatçı olabilir aynı şekilde benim hoşuma giderse ona çok fazla bakmıyorum yani.
Merve: Bu destekten söz etmişken, aslında seninle ilgili kişisel olarak benim ilginç bulduğum şey, SAHA üyesisin bu anlamda da aslında güncel sanata Türkiye’den destek veriyorsun ama bunun dışında çok daha sessiz, bireysel destekler verdiğini duyuyorum. Açıkçası bunu senden de duymuyorum, arada sırada sağdan soldan duyuyorum. Buradaki motivasyon nedir? Çünkü görünürlükle ilgili bir isteğin olmadığını görüyorum. Bu çok güzel bir şey. Daha çok teşvik edilmesi gereken bir şey aslında. Senin için bunun motivasyonu nedir?
Ari: Motivasyonu ben başka insanlara bir yardımda bulunabilirsem, sevdiğim kişilere veyahut da gelecek gördüğüm kişilerde aslında çok bencil bir şekilde ben çok tatmin oluyorum. O bakımdan böyle şeyler yapmayı seviyorum. Bilmiyorum, bir beklentim de yok aslında çok büyük bir. Parasal beklentim veyahut da başka bir şey. Herkesin de bunu yapacağını aslında ümit ediyorum. Bazıları tabii daha fazla görünürlüğü ister, bazıları bunu hakikaten de yapan vardır daha az görünürlük gösteren. Mesela burada genç bir sanatçı vardı, ismini vermeyeyim. İşte bana bir eserini çok satmak istedi. Gittim stüdyosuna gezdim, fakat beğenmedim yaptığını yani bana hitap etmedi. Veyahut ben sanatçıyı daha hazır görmedim ama sanat eserini almak yerine onun üç ay kirasını ödedim mesela, stüdyosunun. Böylece destekledim ve dedim ki “Birgün çok güzel bir eserin olursa bana hediye edersin küçük bir şey”. Yani amacım burada aldım, ettim, seni de memnum ettim değil. Sonunda orada da belki bir mesaj vermekti, daha hazır değilsin, biraz daha belki çalışman lazım.
Merve: Üretmeye teşvik etmek.
Ari: Üretmeye evet. O da bence önemli bir şey çünkü almakla iş bitmiyor ya da satmakla. Bunun devamını yaratacaksınız ki eninde sonunda daha değişik şeyler üretilsin.
Merve: Tabii bir yayına destek verdin, onu biliyorum.
Ari: İki yayına destek vermiştim.
Merve: İki yayına destek verdin. Bağımsız sanatçı inisiyatifine destek verdiğini duydum. İsim ben de vermek istemiyorum ama.
Ari: Evet isim vermeyelim oluyor bazen. Böyle güzel şeyler oluyor sonra da hem değişik insanlarla tanışıyorsunuz, değişik medyalar, yani sanat medyaları. İşte heykeltraş olur ya da resim olur. Bir de ufuğumuzu açmak için de çok güzel bir yöntem bence.
Yavuz: Benim sorum, pişman olduğun alımlar oluyor mu? Pişman olduğun alımlar olduğu zaman bunun karşılığı onun satılması mıdır?
Ari: Hayatımda bir tek kere bir iş sattım. O da çok sevdiğim bir işti ve çok da uzun süre bende kaldığı için. Bir Canan Tolon resmiydi. Artık ayrılık vakti gelmişti diye sattım. Kendi kendimize tabloyla yeterince beraber yaşamıştık. Hiçbir türlü pişmanlık duymuyorum çünkü sonunda… Bir tek bazen çok hızlı alımları düşünüyorum. Birazcık daha düşünmem  gerekebilir. Mesela o yüzden çok fazla sanat fuarlarında almamaya çalışıyorum çünkü orada vakit olmuyor. Yeterince eseri tanıyamıyorsunuz. Bir karmaşa oluyor, bir sessizliğe bazen ihtiyacınız oluyor bir resmi görünce veyahut da bir eseri görünce. Onu fuarlar yaratamıyor. Dolayısıyla bir yarış var orada. O yarıştan genelde aldığım eserler pek ikinci bakışta beni tatmin etmemiştir ama satmadım.
Merve: Senin için iyi bir galerinin tanımı nedir?
Ari: Uff çok bir tanım ama uzun süredir varolan bir galeri. O bence önemli bir unsurdur çünkü demek ki doğru sanatçılarla, doğru bir müşteri portföyüyle ilerlemiş bir galeri olmuş oluyor.
Merve: İstikrarı sürdürebilmiş, ilişkilerini tutabilmiş.
Ari: Kesinlikle. O aslında hakikaten bir itibar ve güven unsuru benim için. İyi bir galeri tabii ki yeri de bence önemli, konumu da. Verdiği mimari mekan da sonunda ne kadar güzel olursa o kadar daha değişik sanatçıların eserleri sergilenebilir ve ona göre de modifikasyonlar yapılınabilir bir galeri içinde. Bir gün simsiyaha boyarsınız, bir gün bölmeler yaparsınız. Çok apayrı mekanlar yaratmak mümkün olur. O da bence önemli unsurlardan biri. Bir de tabii ki güven. Sanatçıya verdiği güven ve müşteriye verdiği. Türkiye’de çok başıma geldi ki bir galeriden bir eser alıyorsunuz bir sanatçının. 6 ay sonra sanatçı başka bir galeriye geçmiş veyahut da ayılmış. İki sene sonra başka bir galeriye girmiş. O istikrarsızlık eninde sonunda hem sanatçı için bence, hem de galeri için, müşteri için, koleksiyonerler için kötü bir netice yaratıyor. Çünkü burada bir yola çıkıyorsunuz bir eserle, bir sanatçıyla onun sağlıklı olması sonunda galericinin işi yani rolü bu. Çünkü bir eseri galerisinin içine koymuşsa demek ki buna bir güven sağlamış, buna bir gelecek görmüş, onu da müşterilerine sunmuş. Onu da sunduktan sonra “Haydi vazgeçtim, bu doğru seçim değilmiş” dediği anda sizin de güveniniz sarsılabilir.
Yavuz: Şimdi isterseniz müziğe geçelim, şarkıya.
Ari: Geçelim, seve seve.
Yavuz: Ari Meşulam’ın bizim için seçtiği şarkıyı dinleyeceğiz şimdi. Everything But the Girl, Missing.  

Merve: Güncelleme programında Ari Meşulam ile birlikteyiz. Ari biraz önce iyi bir galerinin senin için tanımını sormuştuk. Biraz aslında Türkiye’deki galerilerle deneyiminden bahsettin, burada bir sorunsal olabileceğinden. Sence bugün Türkiye’de eksik olan şey nedir?
Ari: Çok zor bir soru. Belki tecrübe olabilir. Bu da vakitle ve zamanla gelecek. Bir de piyasa belki çok yeterince geniş değil. İnsanların, yurtdışına göre belki de daha az kişinin buraya ilgisi olduğu için güncel sanata, tabii ki ticari anlamda daha sınırlı bir başarı elde edilinebiliyor Türkiye içinde. Zaten gördüğüm kadarıyla, Türkiye’deki başarılı galerilerin yurtdışı müşterileri de var. Onlar da destekliyorlar zaten burayı. Bu anlamda bence zamana ihtiyacı var Türkiye’nin. Olumsuz bir durum yok ama tabii ki zaman için para gerekir, para da kazanılırsa sürdürülebilir bir ticari olay oluyor. Umuyorum ki insanlar biraz dişlerini sıkıştırıp daha ticari anlamda devam edecekler. Eksik… Ben bir sanat eleştirmeni ya da uzman olmadığım için neler eksik diyebilmem çok zor. Tabii bunu görebiliyorum ama eminim belki başka kişiler daha derinden ya da daha kavramsal eksikliklerden bahsedebilir. O biraz beni aşar.
Merve: Son senelerde pek çok kar amacı gütmeyen kurumun da varolduğunu gördük. Bir izleyici olarak, çünkü senin tutkulu bir izleyici olduğunu biliyorum. Bu gelişmeler nelere yol açtı diyebilirim. Çünkü sanatçılarla yakın bir ilişkin var anladığım kadarıyla.
Ari: Bence kesinlikle sanatçılar daha fazla destek görüyorlar. Daha da fazla destek hissediyorlar bir proje olduğu zaman birkaç yerden destek alabileceklerini hiç olmazsa dosyalarını gönderip bir çıkış noktası olduğunu Türkiye’den görebiliyorlar ve bunu hissetmeleri onları başarıya götürüyor diye düşünüyorum.  Her zaman devletten ya da yurtdışından beklenti varken şimdi artık özel kurumlardan SAHA gibi daha NGO’lardan bir destek alabiliyorlar. Bütün bunları her gelişmenin bir parçası olarak görmek lazım. Bunlar olacak ki daha fazla sanatçı desteklenecek. Daha fazla sanatçı desteklendiği zaman daha iyi işler olacak. Daha iyi işler daha iyi galeriler tarafından sevilip daha uzun sürdürülebilecek bir mekanizma olacak. O bakımdan belki daha güzel bir şeyin başlangıcındayız.
Yavuz: Peki sanatçılar açısından söyledin ama sen 1999’da başladığından sözetmiştin. O zamandan bu yana Türkiye’de koleksiyonerlik açısından değişen bir şey var mı senin açından?
Ari: Aslında benim çoğu kişiden farklı bir deneyimim oldu çünkü Türkiye’de çoğu koleksiyoner türk sanatçı almaya başlayarak yurtdışına açılmıştır. Bende tam tersine 2005’e kadar hiç türk sanatçı almadan yabancılardan sonra türklere döndüğüm için bu değişimi birbir yaşamadım. O bakımdan da çok güzel, çok doğru bir yorum yapamam. Ama yurtdışında ne değişti? Yurtdışında her şey çok daha pahalı oldu ve kesinlikle bu normal bir vatandaşın artık erişebileceğinden çok daha öte bir, güzel sanatta özellikle, çok öte bir yana geldik.
Yavuz: Güncel sanat dışında yaptığın başka bir koleksiyon var mı?
Ari: Hayır, yok. Yetiyor zaten.
Yavuz: Bir koleksiyonun sonlanması gibi bir durum var mı? Senin için bir koleksiyon şurada biter, artık şu noktada bırakırım dediğin ya da diyebileceğin bir durum görüyor musun?
Ari: Ben kesinlikle görüyorum. Bir günde bütün koleksiyonunuzu satıp ya da birisine bağışlayıp artık oh, bir nefes almak bence bir gün çok güzel bir deneyim olacaktır. Çünkü taşıdığınız, hayatınızın bir parçası belki hafiflemek için veyahut da yeni bir döneme başlamak için çok yapılabilir bir hareket olarak görüyorum. Bir gün de yapmayı düşünüyorum ama daha erken.
Merve: Alma ilişkisi sence neden gelişiyor sevdiğin bir şeyi? Çünkü sergilere gittiğinde de aslında deneyimleyebiliyorsun eserleri. Koleksiyonerlerde hep merak ettiğim bir şeydir. Neden almak ve sahip olma ilişkisi veya o eserle yaşarken mesela çok güzel manzaralı bir evde oturduğunda belki her gün aynı manzaranın aynı şekilde zevkini çıkarmazsın.
Ari: Kesinlikle.
Merve: Gibi. Eserlerde de bu deneyim oluyor mu?
Ari: Kesinlikle oluyor. O yüzden de zaten çoğu insan da benim gibi, bütün eserlerle yaşayamıyorsunuz. Altı ayda bir, senede bir, iki senede bir eserleri değiştirip özlediklerinizi ya da hakikaten unuttuklarınızı görmek çok hoşunuza gidiyor. Alma duygusu bence çok değişik bir, veyahut da toplama, koleksiyon yapma çok kısaca bu ego tatmininden öte bence bir ilişki kurabiliyorsunuz özellikle bir  sanat eseriyle o zaman hakikaten çok daha tatmin edici bir satın alma oluyor. O ilişki burada çok önemli. Bir araba alıp da ya da bir cep telefonu alma gibi değil.
Merve: Kişiselleştirmek aslında.
Ari: Kişiselleştirme, aynen.
Merve: Ari Meşulam ile birlikteydik. Çok güzel bir sohbet oldu.
Yavuz: Evet Ari, teşekkür ederiz geldiğin için.
Ari: Ben teşekkür ederim.
Merve: Çok teşekkür ederiz geldiğin için.
Yavuz: Bitirebiliriz bence de programı. Güncelleme programının sonuna geldik. Haftaya görüşmek üzere iyi günler.

Advertisements

One response to “ARİ MEŞULAM

  1. Pingback: 3 Aralık 2013 Salı (239. Hafta) | _Kainatın Tüm Seslerine, Renklerine ve Titreşimlerine_ AÇIK RADYO·

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s